Ardan-Ozmenoglu_Banner_arttv1.jpg

Devabil Kara | Sis | Millî Reasürans Sanat Galerisi


76.551 izlendi

Devabil Kara

Sis

16 Mayıs – 9 Haziran 2018

Millî Reasürans Sanat Galerisi

 

Erzurum doğumlu sanatçı, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun olduktan sonra 1993 yılında aynı üniversitede sanattta yeterlik tezini verdi. Halen Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

Sanatçı, Millî Reasürans Sanat Galerisi için hazırladığı sergide bir doğa olayı olan “sis” kavramından yola çıkmaktadır. Sanatçı sisin anlamı ve bu anlamı üzerinden kendi bakış açısını ortaya koyar: “Sis, doğayı örttüğünde aynı tür bir zorlama ile karşı karşıya kalırız. Bizi varlık dünyamızı tekrar zihnimizde görüntülemeye zorlar. Sis durumunda görme duyusunun yetersiz kalışına bir destek olarak kullanılan sis düdüğü gibi, sanat yapıtı da bilincimizi bulanıklaştıran güncel algıya karşı düşüncemizi farklı şekilde harekete geçiren bir uyarı sireni gibi iş görüyor.

Resimlerde belleğin metaforu olan çok katmanlı yapı, imgelerin sınırlarını aşarak var ile yok arasında, görünen ile görünmeyen mesafesinde izleyicinin tenine gönderme yapar. Yüzey artık belleğin taşıyıcısı ve boşluğun kendisidir. Aranan şey minimal etki yaratmak ya da hiçlik vurgusu yapmak değil, gerçek ile hayal arasında varlık bulan bir ara durum oluşturmak. Ayrıntılar azalarak nerdeyse hafızada fazla bir şey bırakmayacak kadar silikleşiyor. Tek rengin temsiliyetine bürünüyor. Boşluk görünür kılınıyor.

Monokrom resim sise benzer nitelikte tek rengin çağrıştırdığı sonsuzluk etkisiyle izleyende yüce (sublime) duygusunun doğmasına neden olur. Renk artık resim yapmak için var olmaz; boşluğu görünür kılmak için vardır. Zamanın ötesini işaret eder. Sis ayırt etme beklentisi yaratır, gri renkte varlık bulmasına rağmen, yeşil ile derinleşir. Sis dağıldıkça yeşilin huzuru galip gelir.”

Sergi metnini kaleme alan Hüseyin Gökçe ise yapıtlarda varlığı hissedilen sise şöyle yaklaşır: “Devabil Kara, sergideki eserlerinde görünmeyenin ardındaki gerçekliği sezdirebilmek için algıda ve düşüncede gedik ve oyuklar açıyor. Sis tabakasının gözleri boğan görüntüsü boşlukla ayrılığa ve farklılığa açılıyor. Yüzeyde genişleyen, daralan, kıvrılan ve fısıldaşan durumların varlığıyla beziyor rölyefi. Boşluk gözümüzden içimize doluyor. Oluşlar tüm potansiyelleriyle bu boşluklardan sızıyor. Oyuktan bize doğru savruluyor. Tenimize çarpıyor. Gözlerimiz ve ruhumuz nefes alıyor. Böylece “Eski çok eski bir kıvrımın yeşilliğindeyiz ne iyi” diyerek buluyoruz kendimizi. Ayrıca bu uzamı kaplayan sis, çizgili neon ışıklarıyla kırılmaya çalışılıyor. Bakan gözün görünümleri ayırt etmesini sağlamaya yardımcı oluyor. 

Van Gogh’un gökyüzünün parlaklığından dolayı güney Fransa’ya gitmesindeki amacı nesnelerin hakikatlerini en oldukları halleriyle görme isteğiydi. Devabil Kara’nın yeşilin farklı tonlarıyla oluşturduğu sisten dolayı özsel olanı görüp algılayamadığımız için hangi “görme biçimlerinden” ve duyumsamalardan kurtulmamız gerektiğini bu atmosferle göz göze geldiğimizde sezebileceğiz.

En nihayetinde şeylerin suskunluğu ve sessizliği bir çığlığa dönüşebilir mi? Biz dünyaya açıldığımız, dünya da bize açıldığı yerde. Kim bilir bu atmosfer dağıldığında, örtü kalktığında, sınırlar aşındığında, göz gözü gördüğünde, mesafeler kısaldığında sıfır noktasında varlıkların teniyle ve kendi tenimiz birbiriyle karşılaşabilir. Bırakalım dünyanın teni, kendi tenimize değsin tüm yabanıllığıyla.”

 

Müzik: Müzikotek


 



BENZER VİDEOLAR

ART BLOG