ASM.RenkIsikTitresim.728x90pix.jpg

Barcelona’da Post Picasso Sergisi Yazan: Sevil Dolmacı

Barcelona’da Post Picasso Sergisi Yazan: Sevil Dolmacı
Sevil Dolmacı 05.05.2014



Picasso, 20.yüzyılın başlarında kübizmin temellerini atan ve bu vesile ile sanatta kırılma noktası oluşturan bir isimdir. Yaşadığı dönem dahil günümüze kadar hem sanatı hem de yaşamı ile pek çok sanatçıya ilham kaynağı olmayı başarabilmiş nadir isimlerdendir.



Picasso 1900’lerde dönemin sanat merkezi Paris’e gitti. Burada 1901-04 arasındaki ilk dönem çalışmalarını resimledi. Sıradan insanların, sirk palyaçolarının, akrobatlarının resimlerini yaptı. Büyük kentlerdeki yaşam kadar, sirk yaşamı da ilgisini çekiyordu. Ne var ki, tablolarında bu yaşamın hüzünlü yanını yansıttı. 1901-1903 Mavi dönem olarak adlandırılan bir dönemi oluşturdu. Ardından Pembe Dönem geldi. Renkten çok çizgi ve desen kullanımına önem vermeye başlayan Picasso’nun kompozisyon tercihi daha estetikçi bir durum aldı ve tercih ettiği renkler gri-pembe aşı boyası ve kahverengi ağırlıklıydı. Desenlerinde cambaz ve soytarı figürlerine giderek daha sık rastlanmaya başlanan ressamın bu dönem çalışmalarında hüzün duygusu biraz daha hafiflemişti. Sirk insanları, palyaçolar yeni kahramanlarıydı. Dönemin en önemli eserlerinden biri, Washington'daki The National Gallery'de sergilenen "Family of Saltimbanques"(1905)'ti. Pembe Dönem’e ait diğer çalışmalardan bazıları ise "Lady with a Fan"(1905), "Harlequin Family"(1905), "Woman with Loaves"du.(1906) Bu dönemde kullandığı figürlerin yalın ve köşeli düzenlenişi Kübizm’in doğuşunun habercisi niteliğindeydi.



Picasso’nun çalışmaları 1905 yılından itibaren klasik bir hava kazanmaya başlamıştı. Aynı dönemde yaşayan Henri Matisse'den ve Henri Rousseau'dan çok etkilenen ressamın Kübizm denemeleri de bu dönem başladı. Ayrıca 1906 yılı sonlarında Picasso artık yalnızca resim ve desen alanında değil, heykel ve gravürde de tanınmaya başlamıştı.



1907’den 1914’e kadar Picasso, Georges Braque ile temellerini attığı kubist tarzda resimler yaptı. 1907 yılında Fransa’da yaptığı bir genelevdeki beş hayat kadınını gösteren Avignonlu Kadınlar kübizm akımının en önemli örneklerinden biri oldu.



 1920’lerde klasisizme geri döndü. 30’larda ise sürrealizmden etkilendi. 1937 yılında yaptığı Guernica kasabasını bombalamasını anlatan Guernica isimli tablo Picasso’nun başyapıtı olarak literatüre geçti.
1973 yılında hayata veda eden sanatçı ilk dönem esimlerini Barcelona’da bulunan Picasso Müzesi’ne bağışladı. Söz konusu müzede kalıcı koleksiyon yanında bugünlerde (5 Martta açılmış ve 6 Hazira’a kadar devam edecek olan) Post Picasso isimli geçici sergi de yer almaktadır.



Sergide Picasso’nun eserlerini refere eden, alıntılayan, yeniden yorumlayan veya gönderme yapan tüm dünyadan önemli sanatçıların işleri yer almaktadır. Sergi, 1960’ların sonlarından günümüze  Picasso’nun hangi resimleri ve/ya dönemiyle sanatçıları ne şekilde etkilediği ve bu etkilenim ile sanatçıların ne tür üretimler ortaya çıkardıklarını görmek mümkün. Picasso’nun  kronolojik olarak klasifikasyon edilmiş temalarını derli toplu görmek mümkün.




Sergiyi gezerken Andy Warhol, Basquiat, Bazelitz, Cattelan vs... gibi önemli isimlerin arasında Türkiye’den Bedri Baykam’ın yer alması kuşkusuz en gurur verici durumdu. Bedri Baykam ile sohbet ederken böyle anlamlı bir serginin fikir babalığını da yapmış olduğunu öğrenmek ayrıca keyif verdi.



Sergide ilk katta sanatçının Avignonlu Kadınlar ve Guernica gibi başyapıtlarından etkilenerek işler üreten sanatçılar bulunurken üst katta geç dönemlerini ve sürrealist işlerini alıntılayıp yorumlayan sanatçılar yer almaktaydı.



Bana göre Guernica’yı en iyi yorumlayan sanatçı Faith Ringgold’un 1967 tarihli Die: American People Series#20 isimli işiydi. Guernica’da yer alan acı, korku ve dehşet anı Ringgold tarafından kompozisyonun renkli ve hareketli kurgusu içinde insanların patlak gözleri, yarı açık ağızları ve insanların birbirlerine kaçış anı olmasına rağmen gözü tamamlayan organik eklemlenişi ile oldukça başarılı bir şekilde yorumlanmıştı.



Avignonlu Kızları başarılı bir şekilde yorumlayan isimler arasında Vik Muniz, Basguiat, Sean Scully, George Condo, Armando Marino ve Bedri Baykam gibi sanatçılar bulunmaktadır. Baykam’ın 2001 tarihli The Harem of Avignon is 1000 Years Old (1) isimli iş günümüz kadın fotograflarını orjinal Avignonlu kadın resmi ile yanyana bir kurgu içinde montajlar. Kompozisyonda Baykam’ın tipik resim elemanı olarak kullandığı yazı I wish I had a Harem ise Paris Fahişleri yanında doğunun Harem kültürüne de yer açar. Oryantalist referansları ile  geçmiş ve bugün ile doğu ve batı arasındaki ikilemi başarılı bir şekilde yansıtır. Kompozisyonda ayrıca Picassonun sol üst  köşedeki kendinden emin gençlik fotoğrafı ve sag alttaki Irving Penn tarafından 1948 yılında çekilmiş yaşlı ve dalgın fotografı ikilemi besleyen diğer bir detaydır. Vik Muniz’in ters çevrilmiş tuvali, Basquiat’ın triptik işi ve Armando Marino’nun Picasso’nun orjinal Avignonlu Kadınları gösteren resmin sağ alt köşesinden tuvali yırtıp çıkan siyah yerli figürü ile oldukça ironik ve etkileyiciydi. Sergi kronolojik olarak başlamakta ve temalarda bu kronoloji üzerinden ele alınmaktaydı. İzleyen hem Picasso’nun dönemlerini tekrar hatırlamakta hemde yapılan işleri daha rahat kategorize etmekteydi.



Geç işlerini ele alanlar arasında Andy Warhol, Roy Lichtenstein, Tadanori Yokoo, George Bazelitz, Richard Prince, Julian Schnabel ve Martin Kippenberger gibi isimler yer almaktaydı. Andy Warhol kendi üretim biçimi ile Picasso portrelerini dörtlü kareler şeklinde çoğalmıştı. Bazelitz ise Picasso portrelerini kendi imzası haline gelen uslubü ile ters çevirmişti.



Sürrealist döneminden etkilenen isimler arasında Jasper Johns, Carroll Dunham George Condo, Red Grooms, James Rosenquist gibi isimlerin işleri dikkat çekiciydi. Bu alanda Picasso’nun Woman in a Red Armchair isimli işini yorumlayan Condo’nun Couple on Blue Striped Chair isimli işi izleyeni oldukça etkilemekteydi. 



Son bölümde ise daha serbest çalışmalar bulunmaktaydı. Bu bölümde ise Picasso’nun meşhur Boy with a Pipe isimli çalışmasını yeniden yorumlayan Constanza Piaggio&Res’in 2006 tarihli Androgynous isimli çalışması en başarılı olandı.



İki ana bloktan oluşan müzede ilk olarak Picasso’nun erken dönem işlerini görüp sonrasında diğer blokta tüm dünyadan Picasso dönemlerini hatırlatan bir sergiyi gezmek izleyen için oldukça heyecan verici ve Picasso’yu anlamak için iyi bir fırsattı.



Haziran’a kadar Barcelona’ya gidecekler mutlaka bu sergiyi görmeli.

Yazan: Sevil Dolmacı