step_ıstanbul_banner.jpg

Bir Fotoğraf Ustasının Hikayesi: Hasan Cem Araptarlı | Yazan Yasemen Çavuşoğlu

“Ben kimseden fotoğraflarımın ışığına ya da tonlara hayran olmasını beklemiyorum. Ben sadece fotoğraflarımın insanları bilgilendirmesini, onları kışkırtmasını istiyorum…“ diyor, dünyaca ünlü belgesel fotoğrafçısı ve foto muhabiri Sebastiao Salgado.

Yazıma bu sözlerin sahibini anlatarak değil, bu sözlerin sahibine hayran olan, kendisinden “Kahramanım” diye bahseden, dünyanın önde gelen fotoğraf yarışmalarında ödüller alarak bizleri gururlandırmış olan, Hasan Cem Araptarlı ile devam edeceğim.



 

Macera tutkunu, yaptığı işe aşık, fotoğraf çekerken sadece makinaya değil, insana da dokunan bir sanatçı, Hasan Cem Araptarlı.
 
Sadece belgesel bir proje sunmanın değil; hikayesinin sosyolojik alt yapısında, günümüz modern hayatının aksaklıklarıyla kıyaslamalar yapabilecek öğeler barındıran toplulukların peşine düşen, fotoğraflarına baktıkça yaşadığımız hayatı sorgulatan bir fotoğrafçı Araptarlı.
 
Hep düşünmüşümdür belgesel fotoğrafçılarının ruh hallerini… Gördükleri, yaşadıkları, akıllarında, yüreklerinde kalanlar iz bırakır mı güncel hayatlarına döndüklerinde? Onları insanlığı sorgulamaya, adaleti düşünmeye iter mi?



 

Araptarlı’nın ilk kitabı Water World’den bahsetmek istiyorum…
21. yüzyılda, Pasifik Okyanusu’nun ortasına kurdukları köylerde, bu dünyanın gerçeğinden bir haber yaşayan bir topluluk düşünün... Doğar doğmaz toprağa basmak yerine, kulaç atmayı öğrendiğin bir kabile! İnsanların tüm gün yaptıkları balık tutmak, aileleriyle vakit geçirmek, evleriyle ilgilenmek ve doğanın onlara verdikleriyle yetinerek mutlu mesut yaşamak… Belki kulağa çok naif geliyor, mutluluk bu kadar kolay mı diye sorgulatıyor ama ben o fotoğraflardaki gülen yüzlerde gördüğüm doğallık karşısında, “Ne kadar az o kadar cok” dedim. Yalın ayak ama rahat, tek çeşit ama tok, sorgusuz ama mutlu… Başkalarının şekillendirdiği ve bizlerin uymak zorunda oldugumuz bir hayat karşısında, bu insanların yalın ama kurallarını kendilerinin koyduğu hayatı beni çok etkiledi…
 


 

Birbirlerinden korkmadan yasayan, modern dünyanın kaosundan, hırslarından uzak, amaçları küçük ama mutlulukları sahici olan insanlar bunlar… Fotoğraflar o kadar sahici ki, sanki onlara bakmıyorum, oradayım! Yağmur yağıyor, gıdıklayan bir rüzgar esiyor, gündelik hayat akıyor ve ben suyun üzerinde öylece onları izliyormusum gibi gerçek…
Bu etkileyici fotoğraflar karşısında, insanın kendi hayatını, hırslarını, değerlerini sorgulamaması imkansız. Zaten sanatçı da projenin yazı başlığını: “Başka Türlü Bir Dünyadan Hayatımıza Yansıyan Ayna” koymuş.



 

Gelelim sanatçını yeni kitabı Indian Gysies’e… Hindistan Çingeneleri’nin gerçeküstü dünyalarındaki yolculuğu sizlere anlatmaya…
Araptarlı: “Her şey uyumakla uyumamak arasında gidip geldiğim nemli bir yolculukta, çöle serpiştirilmiş çingene çadırlarını görmemle başladı” diyerek giriyor söze kitabında…
Hindistan denilince benim aklıma renkler gelir… Bunlar doğanın renklerinden ziyade; insanların kendilerine has takılarından, kıyafetlerinden, duruşlarından kaynaklanan yani çok zengin bir kültürün yansıması olan renklerdir. Bu gerçeküstü ülkenin bir fotoğrafçı için adeta cennet olduğunu düşünürüm.
Hasan Cem Araptarlı, Water World kitabı yayımlandıktan kısa bir süre sonra kendini ilk defa göreceği bir Hindistan seyahatiyle ödüllendirmek istemiş ve bu seyahat yaklaşık iki sene sürecek yeni bir maceranın, yeni bir projenin kapısını açmış.
Hindistan Çingeneleri bir inat hikayesi. Kendilerine biçilen hayatı, tüm zorluklara, tüm yoksunluklara rağmen kabul etmeyen insanların hayatta kalma çabasının hikayesi…
 


 

Hindistan geçmişinin acımasız düzeni, kast sistemi, bazı iyileştirmeler olmasına rağmen hala hüküm sürüyor. Çingene nüfusunun %80’inden fazlası, ‘Dokunulmazlar’ olarak adlandırılan, sistemin en alt sosyal grubunun üyeleri. Bu isim; yüksek kastlara ait grupların, bu insanların ruhlarının kirli olduğuna dayanan hastalıklı inanışlarından geliyor! Son yıllarda, yeni jenerasyonun sıkıştırmalarıyla, bu inanışta ciddi anlamda toplumsal değişiklikler gözlense de, hala toplumun büyük bir kesimi içten içe kast sistemi kurallarına bağlı bir şekilde hayatını sürdürüyor!
‘Dokunulmazlar’ın dokunduğu herhangi bir şeye temas etmenin, hatta onlarla göz göze gelmenin bile, itibarlarını zedeleyecegini, ruhlarını kirletecegini ve sonraki yaşamlarında daha düşük bir kast sınıfına mensup olmalarına yol açabileceğini düşünen insan sayısı bir hayli fazla!
Hindistan Çingeneleri, kendilerine biçilen köle hayatına, sistemin gösterdiği toplumun hiçbir kesiminin yapmak istemediği işlerle hayatlarını geçirmeye razı olmayan bir topluluk. Onlar, ne kadar zor olursa olsun; değerlerini, inançlarını, geleneklerini terk etmeden renklerine yakışır bir hayatın peşine düşüyor. Bu gerçekle ilk Hindistan seyahatinde karşılaşan Araptarlı da onların…
 


 

“Biz çingene değiliz, insanız” Bu söz insanın içine işliyor, kalbini, kemiklerini sızlatıyor…
“Bizlere dokunulmaz dediler… Korktular bizden. Farklıydık. Daha yoksulduk. Daha özgürdük. Ama insandık… Tıpkı onlar gibi. Ama, onlar bunun farkında degildi. Bizimle yaşamak, bizimle çalışmak, bizimle konuşmak istemediler. Atalarım bu haksızlıktan kurtulmak için her yolu denediler. En nihayetinde, haykırarak baktılar kişioğlunun gözlerine…”
Bu sözler insanlıktan nasibini almış herkesin ruhuna işler… Fotoğraflara baktıkça, bu haykırışı, başkaldırıyı, isyanı en sıcak, en canlı, en içten şekilde, beynimden kalbime hissediyorum…
Araptarlı ile olan uzun söyleşimde; kendisini dinlerken gözlerinde gördüğüm yasama bakışı, insanlık duygusu, yaptığı işe olan tutkusu ve çingenelerin pesinde sürüp giden binlerce kilometrelik serüveni beni kah hüzünlendirip kah tebessüm ettiriyor…
İki senelik bu benzersiz serüvenin sonunda; Hasan Cem’e kalan tıka basa dolu fotoğraf kartları, sayısız anı ve ortaya çıkan bu şaheser kitap oluyor.
 


 

 

Sanatçı, bir kere daha, modern insanın tıkanmış yaşamının karşısına başka türlü bir dünyanın, başka türlü bir insanın yansıdığı bir ayna koyuyor. Kitabın arka kapağında dediği gibi: “İdeal bir model olarak değil, fotoğraflara bakacak olanlarla beraber düşünmek için… Özgürlük nedir? Kölelik nedir? Başkalarının şekillendirdiği bir hayatı itirazsız kabullenmek midir doğru olan yoksa tüm zorluklara rağmen nefes alabileceğin alanları teslim etmemek mi?”

 


 

 

Araptarlı, Water World kitabından fotoğraflarla üç uluslararası ödül almıştı. Bu yazıyı hazırladığım günlerde Indian Gypsies kitabından fotoğraflar da, dünyanın önemli yarışmalarından farklı kategorilerde yeni ödüller kazandı. Ne mutlu… Hasan Cem Araptarlı’ya, bizi bu tutkulu dünyaya davet ettiği için çok teşekkür ediyorum. Umarım, bu duyguların bir nebze da olsa sizlere de geçmesine vesile olabilmişimdir…




Yazı: Yasemen Çavuşoğlu

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız