OHB_ArtTV_728x90.jpg

Derya Özparlak'ın Uçan Heykeli - Yazan Yasemin Semercioğlu

Geçtiğimiz ay yolum bir vesile ile Zorlu Center PSM’den geçti. Bir de baktım ki uçan bir heykel var Ana fuayede , Resim Galerisinin sağında ki boşlukta. Heykel binanın mimarisi, yüksekliği içinde daha da etkileyici bir hal almış. Eser sahibi ise Derya Özparlak. ARMAGGAN Art & Design Gallery’in  desteklediği genç sanatçılardan. Büyük bir çoğunluğun bildiğini gibi  ARMAGGAN Art&& Design Gallery Genç sanatçı ve tasarımcıları desteklemek amacıyla kurulmuştur. Hazırladığı  bu özel  proje ile genç heykeltıraş Derya Özparlak'ın, proje için özel olarak ürettiği “Bakış Açısı” isimli heykelini  mutlaka görmelisiniz.  



Sanatın farklı dallarına ev sahipliği yapmak üzere çok amaçlı sanat merkezi olarak tasarlanan, aynı zamanda Londra - West End, New York - Broadway'de gösterimi gerçekleşen müzikallerin ve oyunların dünya prömiyerlerinin sergileyecek olan Zorlu PSM, genç sanatçılara da destek veren projelere imza atıyor. Bu projeler kapsamında ilk genç sanatçının heykeli ARMAGGAN Art & Design Gallery işbirligi ile ZORLU PSM’de yerini alan Özparlak . Ana fuayede sergilenen heykel 1 yıl süre ile izleyicilerle buluşacak. Ben de sanatçı ile hemen buluşarak bir röportaj gerçekleştirdim. 6 aylık bir çalışma sonucunda üretilen “Bakış Açısı” isimli heykelini yerinde görmeden önce sanatçıyı tanımanızı isterim. Keyifle okuyacağınız bir röportaj gerçekleştirdik.
Özparlak “Bakış Açısı” eseriyle izleyicinin; balonlarla yolculuğuna devam eden hafiflemiş bedenin, kabına sığmayan bir tavırla kaidesinden kurtuluşuna ve kendine yeni kaplar arayışına tanıklık edeceklerini belirtiyor.



Yasemin Semercioğlu: Sanat ve heykel hayatınıza ne zaman nasıl girdi?

Derya Özparlak: Aslında Sanat kavramının ne kadar derin ve bir o kadar da kolay ulaşılamayacak bir alan olduğunu algıladığım, ayrıca bu ulaşılmak istenen alanın her ne kadar içinde olsak da, her gün, her saat, her dakika üzerinde düşünülmesi, çalışılması gerektiği, o derinliğe kişinin birdenbire giremeyeceğini ve zorluğunun bir o kadar da çekici olduğunu fark ettiğim zaman kendimi o dünyanın içinde buldum. Zaman içerisinde sanatı algılayışım değiştiği için daha ileriki aşamalarımda bugün ürettiğim sanata bakış açım değişebilir. Bu sebeple sanata başlangıcım konusunda belirli bir milat veremem, bu zaman belli bir zaman dilimini değil, her zamanı kapsıyor.



Y.S.: Heykellerinizin temelini oluşturan öğeler neler?

D.Ö.: Dönem dönem rotasını değiştirebilen öğeler mevcut. Kişinin kendi zaman algısı, toplumsal değişimler, zaman içinde sanatın bana katmış olduğu bilişsel düzeyde değişimlerim ve yenilik arayışlarım süreçlerimi oluşturmaktadır.

Y.S.: Kendinizi ve eserlerinizi nasıl tanımlarsınız? Olumsuzlukları gösteren her şeye karşı çıkan mı? Yoksa mizahçı bir dille eleştiren mi?

D.Ö.: Asimetrik bir insanım. Simetrik olan her şey benim dengemi bozar. Bu hayatın genel düzeni için, ya da yaptığım tasarımlardaki mükemmel mükemmeliyetsizlik için geçerlidir.
Olumsuzluklara ironik bir şekilde karşı çıkan tasarımlar tercihimdir.
Örnek olarak; “Renkli Yalanlar” isimli eserim, bir konuşma kürsüsü üzerinde rengarenk mikrofon yerleştirme üzerine kurulmuştur. Bu eserimde konuşma kürsüsünün kitle üzerindeki sihirli gücünden bahsetmekteyim. Konuşanı yüceltecek ve izleyiciyle arasında set kuracak şekilde zekice tasarlanmış olan bu platform, tasarımı sayesinde karşısındaki kişi ve kişilere ne derse kabul ettirecek güce sahiptir. Bu mikrofonların ne kadar tatlı, sempatik ve masum gözükse de bu kürsüde söylenen yalanların, sesli ama sessiz başkahramanları olduğunu anlatmaktayım.

Y.S.: Uçan balonlu figürleriniz ilk defa ne zaman ortaya çıktı?

D.Ö.: 2010 yılında derin bir kaçma, kurtulma arayışında iken ilk filizi “Düşünce Balonu” fikri ile oluşturdum. Daha sonra düşünce balonunu, tamamen balon metaforuna dönüştürmeye karar verdim. Buradaki yön değişikliğinde ise amacım, izleyeni düşünce balonu ile yazılmış bir metinle yönlendirmek ve sınırlandırmak yerine, balonu ana kavram olarak alarak daha özgür bir bakış açısı ile seyirciye kavratma arayışı temel amacımdır.



Y.S.: Malzemenin ağırlığı ve balonun hafif uçucu etkisi, ikisi arasındaki zıtlık neyi ifade ediyor?

D.Ö.:  Bu zıtlık tamamen hafiflik konsepti ile ilgili bir algıdır. Figürün, bedenin ya da sistemden kaçmak isteyen “X” kişisinin bedensel ağırlığını, tamamen taşıması imkansız bir hafifliğe bırakma riskini anlatıyor. Beden ise,  bu riski alarak imkansızı imkanlılaştırıyor.

Y.S.: Alışılagelmiş kaide üzerinde heykel değil de uçan havada ters sarkan heykeller bir taraftan özgürlüğü çağrıştırırken,  ayaklara pranga gibi bağlanmış balonların aslında yine bir bağımlılık olduğunu ifade edebilir miyiz?

D.Ö.: Kaidesinden kurtulmuş heykel, o kadar hafif ki, sorunlarından bir tık ile kurtulacağını zannediyor ve kaidesine tekmeyi atıveriyor. Ancak unutulmaması gereken şey, biz, sorunlarımızdan, ağırlıklarımızdan, ve bize dayatılan sistemden ne kadar kaçsak da kaçtığımız durum, şey ya da nesne aynen bir pranga gibi halen hayatımızdadır. Sadece gözümüzün önünde değil belleğimizdedir. Belleğimizden silmek ise o kadar da kolay değildir. Yani figürler balonlarla hafifliyor ama insanoğlu geriye bakmayı pek sever. Acılarını hatırlamak eğer kurtuldu ise, iyi ki de kurtulmuşum demek ister. Balonların görevi ise bu sanrıya yardımcı olmaktır.

Y.S.: Genç sanatçı ve tasarımcıları destekleyen ARMAGGAN Art & Design Gallery’i bu yönü ile biliyorum. Genç bir sanatçı olarak siz ile bağlantısı ve desteği nasıl oldu? Sizce İstanbul’da genç sanatçıları destekleyen galeriler yeterince var mı?

D.Ö.: “Sanat 7/24 Vol 2” sergisi, ardından “Sofa Art& Design”  fuarı, bir tasarımcı ve sanatçının ortak projesinin sergilendiği “Maddenin Halleri 2” sergisine katıldım. Armaggan Art& Design galerisi yeniliğe açık ve genç sanatçıları destekleyen bir galeridir.
 Sanatçılar desteklenmeyi, İstanbul’daki galeriler ise desteklemeyi istiyorlar ise her iki taraf için de mutlu son talebimdir.



Y.S.: Özel bir proje için ürettiğiniz ‘Bakış Açısı’  isimli heykeliniz Zorlu Center PSM'de yerini aldı. Sanatın farklı dallarına ev sahipliği yapmak üzere çok amaçlı sanat merkezi olarak tasarlanan, aynı zamanda Londra - West End, New York - Broadway'de gösterimi gerçekleşen müzikallerin ve oyunların dünya prömiyerlerinin sergileyecek olan Zorlu PSM, genç sanatçılara da destek veren projelere imza atmış oluyor. Bu proje ne kadar sürdü . Ve heykelinizi  uzun süre izleyebilecekmiyiz?

D.Ö.: Zorlu Center P.S.M’de 2014 Mayıs ayında mekana uygun tasarım süreci ile birlikte bu eserin tamamlanması 5 aylık profesyonel bir süreci kapsadı. Eylül ayında eser yerleşimi tamamlandı. Ben Zorlu Center P.S.M uygun “Bakış Açısı” esrimi hazırladım.
Bu eser, şeyleri içinde ya da dışında tutan kapların, bizim doğumdan ölüme kadar olan yolculuğumuza eşliğini ifade eder. Aynı zamanda bedenimizi de bir kap olarak düşünürsek, bedenimizi zırhlayan bu görünmez kap, ruhumuzu ve dengemizi de korur.
Bu taşıdığımız kabın dolu ya da boş olması birçok etkenle bağlantılıdır ve sadece bedenimizle sınırlı olmayan kap her alanda sosyal konumumuz, kültürümüz, yolculuklarımız, olaylar karşısındaki tepkilerimiz ve depolamış olduğumuz bilgi birikimi ile bize sınırlar ya da özgürlük alanları oluşturabilir.

Tasarımımda izleyici, balonlarla yolculuğuna devam eden hafiflemiş bedenin, kabına sığmayan bir tavırla kaidesinden kurtuluşuna ve kendine yeni kaplar arayışına tanıklık eder.
 Eser, 24 Eylül 2014- 25 Eylül 2015 tarihleri arasında Zorlu Center P.S.M Fuaye alanında izlenebilir.

Y.S.: Heykellerinizin yurt dışında nerelerde sergilenmesini isterdiniz?

D.Ö.: Bu istek, zamansal ve mekânsal bağlamda, üstüne düşünebileceğim projelere göre değişebilir.

Y.S.: Bundan sonraki proje ve hedefler belli mi?

D.Ö.: Hafif olan bu figürler, kavramlarla ağırlaşacağa benziyor. Bambaşka bir bakış açısı ve tekniklerle yeni bir sergi hazırlığındayım.

Bambaşka bakış açısı ile açılacak olan yeni sergiyi heyecanla bekliyoruz o zaman. Bu güzel sohbet için teşekkürler. Başarılarınızın devamını dileriz. Ne mutlu yolu Zorlu PSM’ye düşen  herkes sanatın her yönüyle doyuma ulaşmış oluyor.



Sizler de sanatsız kalmayın …

Yazı: Yasemin Semercioğlu