728x90-CB.jpg

Fahrelnissa Zeid, Tutkuya Övgü | Yazan Ayca Güney

Fahrelnissa Zeid, Tutkuya Övgü | Yazan Ayca Güney
Ayca Güney 27.09.2018

“Ben bu dünyada doğdum. Bu topraktan şekillendim ve onunla ilgili her şey ilgimi çeker. “
Fahrelnissa Zeid


Ara Güler, İstanbul, 1968

 
Sanatçı bir ailede doğmak
 
1901 İstanbul doğumlu olan Zeid, Osmanlı döneminin önde gelen ailelerinden biri olan ve sanata büyük önem veren Şakir Paşa ailesinden geliyor. Sadrazam Cevat Paşa'nın yeğeni olan Zeid'in bir kardeşi Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen yazar Cevat Şakir Kabaağaçlı, diğer kardeşi ise ressam Aliye Berger. Zeid'in yazar İzzet Melih Devrim ile evliliğinden olan oğlu Nejad Devrim, Türkiye'nin en önemli ressamlarından biri; kızı Şirin Devrim ise Şehir Tiyatroları'nda oyun sahneleyen ilk kadın tiyatrocu.
Zeid ayrıca seramik sanatçısı Füreya Koral'ın da teyzesi.
İstanbul ve Paris'te sanat eğitimi alan Zeid, 1934 yılında Irak'ın Ankara temsilcisi Emir Zeid ile evlendikten sonra bir prenses olarak Avrupa'nın farklı şehirlerini dolaşıyor. 1991 yılında Ürdün'ün başkenti Amman'da hayatını kaybeden Zeid, yaşadığı dönemin dünya çapındaki en önemli kadın ressamlarından biri.

“Tutkuya Övgü“
 
 
Sergi sanatçının özel koleksiyonlarından derlenen, bazıları 2017’de
de Tate Modern ve Deutche Bank KunstHalle’de gerçekleştirilen retropespektifte sergilenmiş olan eserlerinden bir seçkiyi bir araya getiriyor. Dirimart’ın ulusal ve uluslararası platformlarda temsil ettiği sanatçını ailesi ve Türkiye’deki koleksiyonerlerin işbirliğiyle düzenlenen sergi, Fahrelnissa Zeid’in kırk yılı aşkın süre boyunca ürettiği farklı dönemlere ait yağlıboya resimlerinden örnekler sunuyor.
 


Zeid, Paris1960, Raad Zeid Al-Hussein Collection.

Fahrelnissa sanatın ruhani yönünün fiziksel ve teknik yönlerinden daha önemli olduğu konusundaki görüşlerini 1940 tarihli günlüğünde şöyle ifade eder:
 
“Sanatın metafizik anlamı… sanatın ne olduğu duyguyla belirlenir… en temel duygu ‘temel etki alanı duyarlıktır. Yüce sanat… varlığın parlayan yansımasıdır… güzelin bir gizemi vardır, çünkü ulaşılması ve açıklanması zordur… Güzel, kaba bir yaklaşımla çizgileirn becerikli bir insan elinin ustalıkla yarattığu uyumlu bir bütüne indirgenemez…. Güzel maddeye, hareketsiz nesneye eklenen bir şeydir. Güzellik sonsuzluğun mührünü taşır. “
 
Böylece Fahrelnissa, güçlü bir şekilde yaratıcı edimin antimateryalist ve ruhani boyutlarını vurgulayan anlayışı destekler:
 
“Sanat insanlığı kutsal bir haz ile doldurur bu yüzden gerçek olmayan bir anlamı olan fiziksel bir eylem olamaz… Büyük sanatçıların eserlerinde dolaylı olarak dünyevi olmayan bir şey bulunur. Sanatçı, dini bir duygu, felsefi bir boyutlar, genel bir yaşam kavrayışı, bir sanat… nesnesi sergilemelidir. İnsan bedeni buna kurban edilir. O artık bir düşünceye tabidir. “
 
Sergi, sanatçının 1940-80 yılları arasında yayılan minyatür kurgusunu çağrıştıran figüratif kompozisyonlarıyla erken dönemine, vitray yüzeylerini anımsatan geometrik ve lirik soyutlamacı çalışmalarıyla olgunluk dönemine ve portreye yoğunlaşarak psikolojik anlatıyı ön plana çıkardığı geç dönemine ait eserlerini kapsıyor.
 
İstanbul, Londra, Paris, Amman gibi şehirlerde yaşamını sürdüren Zeid, sanatında bu şehirlerin ve sanat ortamlarının etkilerini yansıtır. Sanatçının çalışmalarını İstanbul’da sürdürdüğü (1929-46) döneminde iç mekanlar kompleks birer resme dönüşür. Batı ve doğu medeniyetlerinden ögelerin biraradalağının yansıtıldığı bu resimler bize, Zeid’in yaşadığı çevre hakkında bilgi vermenin yanı sıra, sonradan sayesinde adını duyuracağı soyut kompozisyonlarına giden adımların ipuçlarını da sunar. Sanatçının bu döneme ait, eserlerinden Türk Hamamı (1943), Ingres başta olmak üzere Fransız oryantalistlere göndermeler yaparken, mavi bir vahada gruplar halinde toplanmış nü figürler ressamın bakışlarından habersiz, objelenmiş duruşlarıyla Batılı tuval resminin kalıplarını yeniden yorumlar.
 
Ressam özgüveninin oluştuğunu belirttiği Londra ve Paris yıllarında, (1946-75), bu iki şehirde ne New York’ta açtığı sergilerle çağdaşı olduğu ressamların soyut sanat tartışmalarına dahil olur ve modern ressam kimliğini geliştirir. Bu tartışmaların aktif bir katılımcısı olduğunu gösterir şekilde savaş sonrası Paris’inde yeşeren Salon De Nouvelles Realites’nin kabul gören sanatçıları arasına girer. Bizans, İslam ve Batı Avrupa etkileriyle inşa ettiği kendine özgü resim dili, tek üsluba indirgenmeyecek ve doğrusal bir zamansallıkla anlaşılamayacak kadar katmanlı bir yapı gösterir. Fahrelnissa’nın 1980 tarihli Geçmişten Biri başlıklı otoportresiyle ilgili beyanı bu tavrını güzel açıklar: resmi yaparken farkında olmadan ortaya çıkan ellerin Fars, Elbisenin Bizans, yüzün Girit, gözlerin de oryantal izler barındırmasının, kendisinin dört uygarlığın miraslarını taşıdığının göstergesi olduğunu söyler.



Fahrelnissa Zeid, Geçmişten Biri (Otoportre), 1980
Raad Zeid Al-Hussein Koleksiyonu

Soyut çalışmalarında figüratif resimden uzaklaşmış olsa da, bu tavrı resimdeki insani ve doğal unsurların dışlanması anlamına gelmez. Sergide yer alan Atomun ve Nebati Hayatın Parçalanışı (1962) isimli eser bu yaklaşımın göstergesi olan kaleydoskopik bir etkiye sahip büyük ölçekli bir çalışmasıdır.



Atomun ve Nebati Hayatın Parçalanışı, 1962
Yıldırım Aile Koleksiyonu


Olivier Lorquin’in Portresi, 1959-64
Öner Kocabeyoğlu Koleksiyonu

Lorquin’in yüzünde spatulayla, iri siyah gözlerindeki gençlik niteliğiyle tezat oluşturacak şekilde derin, yatay yarıklar açar. Yani fiyakalı beyaz Remona ceketi, üzerinde sanatçının fırçasını temizlediği kirli, yırtık pırtık bir beze benzer. Siyah kıravatı ve düğmeleriyle, parlak kadmiyum sarısı gömlek ve beyaz ceket, kirli beyaz ve açık gri darbelerle sıvalanıp neredeyse birbirine karışarak göz alıcı bir görünüm sergiler.



İsimsiz, 1964
Özel Koleksiyon



Madame Charles Estienne, 1972
Ebru Arıkan Koleksiyonu

Sanatçı, Emir Zeid’in vefatından sonra, 1975’te Amman’a gider. Burada kurduğu enstitüde yaşamının sonuna kadar kadın sanatçılara ücretsiz dersler verir, resim yapar. Ürdün ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde sergiler açar.
 
Sergi, sanatçının 1940–80 yılları arasına yayılan, minyatür kurgusunu çağrıştıran figüratif kompozisyonlarıyla erken dönemine; vitray yüzeylerini anımsatan geometrik ve lirik soyutlamacı çalışmalarıyla olgunluk dönemine ve portreye yoğunlaşarak psikolojik anlatıyı ön plana çıkardığı geç dönemine ait eserlerini kapsıyor. Tutkuya Övgü, 4 Kasım tarihine kadar Dirimart Dolapdere’de izlenebilir.
 

Yazı ve Fotoğraflar: Ayca Güney

Adila Laidi-Hanieh’in Fahrelnissa Zeid, İç Dünyaların Resssamı isimli kitabından ve Dirimart’ın basın bülteninden yararlanılmıştır.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız