Art TV-Contemporary.bannerlar-01.jpg

Gökyüzünün En Güzel Göründüğü Yer, Efes Müzesi | Yazan Ayca Güney

Gökyüzünün En Güzel Göründüğü Yer, Efes Müzesi | Yazan Ayca Güney
Ayca Güney 21.02.2018

Efes, Anadolu'nun batı kıyısında, bugünkü Selçuk ilçesinin 3 km uzağında bulunan, daha sonra önemli bir Roma kenti olan antik bir Yunan kentiydi. Klasik Yunan döneminde İyonya'nın on iki şehrinden biriydi. Efes’in ilk kuruluşu M.Ö. 6000 yıllarına, Neolitik Dönem olarak adlandırılan Cilalı Taş Devri’ne kadar inmektedir. Son yıllarda yapılan araştırmalar ve kazılarda Efes çevresindeki tarih öncesindeki yerleşimler ile kalenin bulunduğu Ayasuluk Tepesi’nde Tunç çağları ve Hittitler’e ait yerleşimler saptanmıştır. Hititler Dönemi’nde kentin adı Apasas’tır. M.Ö. 1050 yıllarında Yunanistan’dan gelen göçmenlerin de yaşamaya başladığı liman kenti Efes, M.Ö. 560 yılında Artemis Tapınağı çevresine taşınmıştır. Bugün gezilen Efes ise, Büyük İskender’in generallerinden Lysimakhos tarafından M.Ö. 300 yıllarında kurulmuştur. Hellenistik ve Roma çağlarında en görkemli dönemlerini yaşayan Efes, Asya eyaletinin başkenti ve en büyük liman kenti olarak 200.000 kişilik nüfusa sahipti. Efes, Bizans Çağında tekrar yer değiştirmiş ve ilk kez kurulduğu Selçuk’taki Ayasuluk Tepesi’ne gelmiştir. 1330 yılında Türkler tarafından alınan ve Aydınoğulları’nın merkezi olan Ayasuluk, 16.Yüzyıl’dan itibaren giderek küçülmeye başlamış, 1923 yılında Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra Selçuk adını almış ve bugün 30.000 kişilik nüfusa sahip turistik bir yerdir.

EFES MÜZESİ


Efes Müzesi, ilk olarak 1929 yılında Selçuk’ta bir depo olarak oluşturulmuş, kazılarda bulunan ve çevreden toplanan eserler burada biriktirilerek zamanla, genişletilmiştir. Efes Müzesi’nde en çok ilgi çeken eserler arasında Efes Artemis heykeli, Yunuslu Eros, Priapos heykeli, mermer Artemis heykeli, Yamaç Evler buluntusu yılan, Mısırlı rahip heykeli, İsis heykeli, Zeus heykeli bulunuyor.
Müzenin girişindeki Bilgilendirme Salonu’nda, Efes ve yakın çevresinin M.Ö 7 binli yıllarda başlayan yerleşim izleri ve çağlar boyu değişim filmi ziyaretçilere sunuluyor. Müzenin birinci bölümünden Çeşme Buluntuları Salonu’na geçiliyor.

Çeşme Buluntuları Salonu’nda Efes’te yer alan Laekanus Bassus, Pollio ve Trajan Çeşmesi’nin heykelleri ile portreleri sergileniyor. Ziyaretçileri Efes’in mitolojik kurucusu Androklos ile köpeği, Hellenistik Dönem’deki yöneticisi Lysimakhos, Zeus, Aphrodite, Dionysos, Triton ve Satyr heykelleri, Pollio Çeşmesi’ni süsleyen “Odysseus-Polyphemos” heykel grubu karşılıyor. Ziyaretçiler bu salonu gezdikten sonra antik kentte yer alan yapılardan birisi olan çeşmeler, heykeller ve grup heykelleriyle canlandırılan mitoslar hakkında fikir sahibi oluyor. Aynı zamanda Efes su dağıtım sistemi ve suyolları konusunda bilgileniyor. Onursal çeşmeler ile onları süsleyen heykellerle, kentin prestijli yapıları bu salonda vurgulanıyor.


Odysseus-Polyphemo

Antik yaşamın günlük hayatla ilgili unsurları Yamaç evler salonunda karşımıza çıkıyor. Kentin yöneticilerinin, rahiplerinin, ekonomik geliri yüksek olan kişilerin yaşadığı ve Yamaç Evler olarak adlandırılan yapı kompleksinde yapılan kazılarda ele geçen buluntular, evlerdeki günlük yaşama ışık tutuyor. Bu salonda vitrinlerde tıp ve kozmetikte kullanılan kemik ve bronz aletler, tartı ağırlık birimleri, kadınların kullandığı takılar, yüzük taşları, cam kaplar, figürinler ve oyuncaklar sergileniyor. Salonun bir köşesinde perystilli ev görünümü ve bir niş içerisinde Avcı Artemis heykeli yer alıyor. Yine evlerde yer alan İmparator Marcus Aurelius büstü, İmparator Tiberius ve Livia portreleri, orta vitrinlerde Mısırlı Rahip, Yunuslu Eros ve Arkaizan Artemis heykeli yer alıyor. Müzenin en önemli eserlerinden olan ve Yamaç Evler’de bulunan İmparator Traian’ın doğulu barbarlar ile yaptığı savaş ve hazırlıklarının üç bölüm halinde gösterildiği fildişi friz grubu, salonun ortasında sergileniyor. Kentin sosyal yaşamı bu salonda vurgulanıyor.




Menandros büstü, M.S 4. yy.


Yunuslu Eros, Bronz, M.S 2. yy.

Çağlar Boyu Efes Salonu’nda, Efes’in antik dönemlere göre yerleşimi, tarihçesi ve dönem özellikleri hakkında bilgi verilerek kronolojik dizinle kent tarihinin önemli olaylarına değiniliyor. Efes’in Prehistorik, Arkaik, Klasik, Hellenistik, Roma ve Bizans Dönemleri buluntular eşliğinde aydınlatılıyor. Pişmiş toprak kaplar, aletler, figürinler, takılar vitrinlerde dönemsel özelliklerine göre gruplandırılmış bir şekilde sergileniyor. Müzenin tanınan eserlerinden birisi olan Yorgun Savaşçı heykeli bu salonda yer alıyor. Salonda hem ilk yerleşim hem de son yerleşimin izleri görülüyor.


Yorgun Savaşçı, M.S 69-96


Helenistik Dönem, M.Ö 323-30

Efes Müzesi’nin sikkeler odasında, Artemis Tapınağı‘nın temelinde yapılan kazılar sonucu bulunan ve en eskisi M.Ö 7. yüzyılda tarihlenen sikkeler sergileniyor. M.Ö 6. yüzyıldan itibaren Efes’te basılan sikkeler üzerinde, şehrin ana tanrıçası Artemis’in kutsal hayvanı olan geyik betimlemesi kullanılmaya başlanıyor. Zaman ilerledikçe şehrin sembolü olan arı da geyik ile birlikte basılmaya başlanıyor. Roma döneminde, sikkelerin ön yüzünde imparator ve aile portrelerinin yer alırken, arka yüzlerinde şehrin sembolleri yer almıştır.



Buradan Orta Bahçe’ye geçiliyor. Bu alanda antik kent yapılarında kullanılan sütun başlıkları, osthotekler, mezar stelleri, lahitler ve heykeller burada yer alan çeşitli eser grupları arasında gösteriliyor. Belevi Mezarı Anıtı’na ait mimari parçalar ve lahit önemli bir grubu oluşturuyor. Kentin mimari yapı unsurları burada vurgulanıyor.


Osthotek Mermer, Roma Dönemi

Kybele ve tapınak buluntularının ardından Artemis’in kült heykelleri olan Artemis Ephesia heykellerinin sergilendiği salona geçiliyor. Bu salon ziyaretçide tapınakta olduğu hissi oluşturmak amacıyla sütunlarla düzenlenmiş.

ARTEMİS TAPINAĞI


Ionia’da yaşanan altın çağ içinde Dünya’nın ilgisini üzerine çeken birçok mimari yapı inşa edilmiştir. Efes Müzesi’nde sergilenen en özgün parça; Efes Artemis heykelidir. Dünyanın 7 harikasından biri olan Efes Artemis Tapınağı, bu tanrıça adına yapılmıştır.

Efes Artemis Tapınağı’nda ortaya çıkmış buluntular, M.Ö 14.-13. yy. ait Miken seramik parçalarıdır. Tapınak alanının M.Ö 11. yüzyıldan başlayarak, bir kült alanı olarak kullanıldığı, Geç Antik Dönem’e kadar, üst üste birçok tapınım yapıları inşa edildiği ortaya çıkmıştır. Kazılarda elde edilen bulgularla, ilk tapınağın, M.Ö 680-650 yıllarında yapıldığı, 4x8 ahşap sütunlu ve 13,5x8.5 metre boyutunda olduğu anlaşılmıştır. M.Ö 570 yılında ise mermer sütunlardan oluşan devasa bir tapınak yapılmıştır; bu tapınak olasılıkla 100x60 metre boyutunda 106 sütunluydu ve sütunların üzerinde kabartmalar bulunmaktaydı; kazılar sırasında sütunların ve üstlerinde frizler bulunan mimari blokların bir kısmı British Museum’a götürülmüştür; tapınağı Lidya Kralı Kroisos yaptırmıştır; bu nedenle Kroisos Tapınağı ismiyle de anılır; tapınağın yapımında Khersiphron, Metagenes ve Theodoros isimli mimarlar çalışmışlardır. Mimarlar bu denli görkemli büyük bir tapınağın yapımında Hitit, Asur, Mısır ve Urartu sanatından etkilenmişlerdir. Antik kaynaklardan Pilinius’un Naturalis Historia isimli kitabında, tapınağın 225x425 ayak ölçüsünde olduğu, ön yüzünde 36 adet kabartmalı sütunun bulunduğu yazılıdır. Tapınak M.Ö 356 yılında Herostratos isimli bir akıl hastası tarafından kundaklanarak yakılmış, çatısının büyük bir hasar görmesi sonucu yıkılmıştır; yeni tapınak Küçük Menderes Nehri’nin getirdiği alüvyonlar sonucu çukurda kalan eski tapınak temelleri üstüne, 125x72 metre boyutunda, 18,40 metre yükseklikte , 127 sütunlu olarak yapılmıştır; deniz suyunun yükselmesi nedeniyle, tapınak 2.70 metre yükseliğinde, 13 basamaklı bir kaide üstüne yerleştirilmiştir; tapınağın mimarları arasında Paionios, Demetrios
ve Kheirokrates da vardır. Büyük İskender’in tapınağın yapımına kendi ismini belirten bir ibare konulması şartıyla, yardım etme istediğini Efesliler, ‘tanrının tanrıya tapınak adaması uygun değildir’… gerekçesiyle geri çevirmişlerdir. Tamamen mermerden yapılan tapınak, boyutları ve büyüklüğünün yanı sıra heykelleriyle de görkemli bir yapıydı; M.S 263 yılında Got kavimleri saldırısı sonucunda yıkılıp yok edilmiştir; saldırı sonrasında bir kısmı onarılan tapınağın M.S 400 yılına kadar kullanıldığı bilinmektedir.


Güzel Artemis Heykeli, 174,5 cm, M.S 2. yy’ın son çeyreği

Efes Antik Kenti’nde, günümüzde belediye binası olarak adlandırılması uygun olan Prytaneion‘da bulunan ve 1956 yılındaki kazılarla birlikte çıkarılan Efes Artemisi, bir doğa tanrıçasıdır. Üzerindeki kabartmaların tamamı doğurganlığı, verimliliği, bolluk ve bereketi simgeler. Doğa tanrıçası olduğu için üzerinde aslan, boğa, keçi, grifon ve sfenks ve arı kabartmaları görülür. Müzede karşılıklı göreceğiniz Artemis heykelleri, Büyük Artemis ve Güzel Artemis olarak ayrılıyor. Kybele’den Artemis inanışına geçiş ile Efes Antik Kenti’ndeki Artemis kültü bu salonda vurgulanıyor. Yunan ve Latin mitolojisinde bakireliğin sembolü olmasına rağmen, Anadolu’da Efes’te, Artemis doğurganlığın ve bereketin sembolü olan bir ana tanrıçayı simgeler. Yay taşımaz, Frig Kibele’siyle özdeştirilen Artemis, Kibele geleneğinin Efes’te şekil değiştirmiş hali olarak karşımıza çıkıyor. Artemis, Kybele gibi oturur vaziyette ve gebe olarak değil, bolluk ve bereketi simgeleyen “çok memeli” olarak tasvir edilmiştir. 40’a yakın memesi vardır.


Tanrıça Heykelciği, altın dövme, Y.7.91 cm. Ağırlık 20.5 gr, M.Ö 580 civarı

İmparatorlar Kültü Salonu’nda, İmparatorlar Kültlerine ait kabartma, büst ve heykelleri sergileniyor. İmparatoriçe Julia Büstü, İmparator Balbinus Başı, İmparator Rahibi Başı, İmparator Commodus Başı, İmparator Augustus Başı, İmparator Tranianus Başı ilgiyle izleniyor.


İmparator Domitianus’un devasa başı ve kolu M.S 81-96

Efes ören yeri çevresinde bulunan eserler, çoğunlukla, Efes Müzesi’nde sergilenmekle birlikte, ulusal ve uluslararası müzelerde de Efes ve diğer İon Kentleri Dünyası’nı keşfetmek mümkündür. Bunlardan bazıları; İzmir Arkeoloji müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Pergamon Müzesi, Neues Müzesi, Louvre Müzesi ve British Museum’dur. Efes, İon kentleri arasında bulunduğu coğrafi konumu, ticarette Anadolu’ya açılan önemli bir ticaret liman oluşu, dünyaca ünlü görkemli dini-sivil yapıları, yetiştirdiği sanatçı ve düşünürleriyle çağının en önemli kentiydi.




Yazı ve Fotoğraflar: Ayca Güney
 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız