OHB_ArtTV_728x90.jpg

Guggenheim Müzesi’nde Danh Vo’dan Nefes Kesen Bir Sergi | Yazan Selen Sarıoğlu

Güncel sanat bazen anlaşılmaz olabiliyor, en azından ilk bakışta. Göze hitap eden bir yağlıboya eserini kimse sorgulamazken vitrine yerleştirilmiş bir eski saat ‘bu da sanat mı?’ dedirtebiliyor.
Danh Vo’nun New York Guggenheim Müzesi’ndeki sergisi ilk bakışta kolaylıkla anlaşılamayacak eserlerle dolu. Onun sanatında görsellik amaç değil yalnızca bir araç. Sonuçta güzel heykeller ve ya yerleştirmeler ortaya çıksa da asıl değer eserlerin hikayelerinde gizli.



 

Böyle sergilerde izleyiciye de iş düşüyor. Bazı eserleri anlamlandırabilmek için ‘Bunu ben de yapardım’, ‘Bu da sanat mı?’ demeden önce biraz araştırma yapmak gerekiyor. Neyse ki günümüzde müzeler bu yükü anlatımlı kulaklıklar ile büyük oranda hafifletiyorlar. Hatta Guggenheim Müzesi’nin teknolojik kulaklıklarında yanına yaklaştığınız eser cihazın ekranında beliriyor ve size yalnızca üzerine tıklayıp dinlemek kalıyor.


Danh Vo’nun sanatı tarih ile içiçe. Kimi zaman kendi bireysel tarihi kimi zaman ise yaşadığı coğrafyanın politik tarihi. En üst katta yerde duran bir metal parçası, bir başka yerde içerisinde ne olduğu belli olmayan bir koli kutusu, duvarlardaki fotoğraflar, tavandan asılı ahize ve vitrinlerdeki objeler... Bunların hepsi ancak sanatçının hikayesiyle birleştiğinde anlamlı, onun eli değdiğinde sanat açısından değerli.


Danh Vo, 1975’te, Vietnam’da savaşın sonlandığı sene dünyaya geliyor. Karmaşalar savaşın ardından da sürüyor ve ailesi o 4 yaşındayken, ev yapımı bir bota binip ülkeden kaçıyor ve Danimarka’ya sığınıyor. Danh Vo’nun eserleri de, çocukluk yıllarındaki bu yaşananların izlerini taşıyor. Toplumsal boyutta savaş hali, Amerika ve Vietnam’ın politik ilişkileri, özgürlük çabaları gibi konuların yanı sıra bireysel boyutta gurbetçilik hali ve yeni bir medeniyette hayatını kazanma çabaları Danh Vo’nun sanatının ana temalarını oluşturuyor. Sanatçının eserlerini anlayabilmek için de bu tarihi pencereden bakmak gerekiyor.


Danh Vo, sanatının kişisel olmadığını söylese de işlerinin büyük bir bölümünün hikayesi kendi kişisel geçmişine dayanıyor. Sergide yer alan bir vitrinin içinde sergilenen eski model Rolex marka bir saat ile müzenin ortasında öylece duran pas tutmuş bir araba motoru da buna örnek. İkisi de Vo’nun babasına ait, Danimarka’daki göçmen hayatında edinilen maddi kazançlarının eserleri.
Taksicilikle para kazanan babanın aldığı Mercedes marka araba ve koluna taktığı Rolex saati, bir göçmenin yeni hayatının lükslerini sergileme çabasını ortaya koyuyor.

Buna karşılık, Danh Vo’nun sanatında yer verdiği nesnelerin hepsi de kişisel nitelikte değil. Dokümanlar, fotoğraflar ve bazı nesneleri anlamlı bulup antikacıdan veya müzayedelerden satın aldığı da oluyor. Dolayısıyla koleksiyoncu bir yapıya da sahip.

Guggenheim’daki serginin girişinde bir dizi vitrin var. Bu vitrinlerde eski Amerika Savunma Sekreteri Robert McNamara’nın Vietnam savaşını başlatan Tonkin Körfezi Önergesi’ni imzalarken kullandığı kalem uçları ve Henry Kissinger’ın Kennedy ailesine yazdığı kişisel mektuplar bulunuyor. Mektuplarda dikkati çeken kullanılan dilin gayri resmiliği ve savaş zamanı olmasına rağmen müzikaller gibi politika ile ilgisi olmayan konulardan de bahsediliyor olması. Kendi ailesinin hayatını tümüyle değiştiren Vietnam savaşını sıkça irdeleyen sanatçı, bu bölümde savaşın sorumlularına ait nesneleri sergiliyor. Bunu yaparken de birkaç kişinin farkında olarak veya olmayarak ellerinde tuttukları güce dikkati çekiyor.



 

Yine bu müzayededen edinilmiş işler grubunda, görsel olarak serginin en ilgi çeken eserlerinden olan kristal ahizeler serisi de var. Daha önce Paris’teki Hôtel Majestic’in tavanlarını süsleyen bu ahizeleri, otel satışa çıkınca Danh Vo satın alıyor. Hôtel Majestic’in tabii ki tarihi bir önemi de var. Vietnam çatışmasını bitirme amacını Güten Paris Barış Anlaşması 1973 senesinde bu otelde imzalanıyor. Ahizeler politik sembollerinin yanında görsel olarak da oldukça etkileyici. Vo’nun sanatı, düşündürücü mesajlar içerirken bir yandan da gözü okşamayı başarıyor. Heykelleri, yerleştirmeleri ve el yazmalarının hepsi şiirsel bir görselliğe sahip.

Guggenheim’daki sergide yer alan üç ahizeyi sanatçı üç farklı şekilde sergilemeyi seçiyor. Birini bütün olarak, diğerini ikiye bölerek, üçüncüsünü ise her bir parçası sökülüp bütün kristaller tek tek yere serilmiş bir şekilde. Nesneleri bütünün parçalarına ayırarak tanınmaz hale getirmek Danh Vo’nun sıkça kullandığı bir yöntem.



 

Sergide bu yöntem ile parçalar halinde sergilediği bir başka eseri de “We the People / Biz Millet.” Amerika anayasasının ilk kelimelerinden oluşan eserin ismi, demokrasiyi sürdürmek konusunda toplumun sorumluluğa dikkati çekiyor. Eserin kendisi ise Özgürlük Heykeli’nin birebir bir replikası. Hep hazır nesnelerden oluşan eserlerden örnekler verdik ama üretim de Danh Vo’nun sanatının bir parçası. New York’taki Özgürlük Anıtı’nı Shanghai’da tekrar ürettiriyor. Orijinali ile aynı yöntemle, bakırı elde dövme tekniğiyle. Orijinalinden farklı olarak bu parçalar hiç birleştirilmiyor. Anıtın dev parçaları birbirinden kopuk bir şekilde sergilediğinde anlam olarak da görsel olarak da bütününü andırmayan nesneler ortaya çıkıyor. 2010 senesine ait olan bu eser 2012’de Hugo Boss sanat ödülüne layık görülüyor. 2014 senesinde Amerika’daki halka açık yerlerde sanat projeleri düzenleyen Art Production Fund’ın projesi dahilinde New York’ta sergileniyor. Toplamı 250 parçadan oluşan eserin yaklaşık 50 parçası New York’un iki parkına dağıtılıyor.




Kendini bir ‘gözlemci’ olarak tanımlayan sanatçı, etrafımızdaki nesne ve olgulara farklı anlamlar katarak onları sanatının bir parçası haline getiriyor. Parçalara bölüp dağıttığı özgürlük anıtı, demokrasi ve özgürlük olgularının kırılganlığına dikkati çekiyor. Bir başka bakışla da toplumların anıtlaştırma merakına bir eleştiri niteliği taşıyor. Aslında hiçbir eserin tek bir doğru yorumu olduğu söylenemez. Kimin merceğinden baktığınıza göre farklı anlamlar çıkarmak mümkün.



New York’taki Guggenheim Müzesi’ndeki “Danh Vo: Take My Breath Away / Nefesimi Kes” sergisi, 9 Mayıs’a kadar devam edecek.

Yazı: Selen Sarıoğlu
Fotoğraflar: https://www.guggenheim.org/press-images adresinden alınmıştır.