728x90-CB.jpg

Panamarenko'nun Büyülü Evreni - Yazan Banu Çarmıklı




Geçen hafta sonu Avrupa’nın en eski kentlerinden biri olan Antwerp’teydim. Dünya sanat ve edebiyat tarihine ünlü isimler kazandırmış olan bu şirin liman kenti, bu günlerde Belçika’lı sanatçı Panamarenko’nun retrospektif sergisine ev sahipliği yapıyor.



Antwerp Çağdaş Sanat Müzesi’nde gerçekleşen açılışa ilgi büyüktü. “Panamarenko Universum” adlı sergide sanatçının 1965 – 2005 yılları arasında ürettiği uçan nesneler / araçlar ve çizimlerine tematik ve kronolojik olarak yer verilmiş.



Sanatçı metal plakalar, jet motorları, aküler, ahşap paneller, uzaktan kumandalı aletler, alüminyum, demir, naylon, pleksi gibi malzemelerle, hazır ve endüstriyel nesneleri bir araya getirerek oluşturduğu ilginç kompozisyonlarında teknik ve teorik bilgisi ve bilimsel doğrular ışığı altında hayata geçirdiği zeplinleri, yarış arabaları, ufoları, deniz botları ve diğer uçan garip objeleri ile izleyenlere gerçek üstü, fantastik, ilim ve bilimin sınırlarını zorlayan harika bir deneyim yaşattı.






Bu garip icatların arasında dolaşırken adeta kelimeler yetersiz kaldı. O an, şimdiye kadar alışkın olduğum resim sanatı devini arkamda bırakmış, fantastik, bilim kurgu öğeleri taşıyan ve yepyeni bir dünyaya açılan kapılardan içeri giriyor gibiydim. Bu uçan nesneleri ondan daha iyi kim yapabilir diye düşündüm. Adeta Leonardo Da Vinci’nin icatlarının vücut bulmuş post modern versiyonları ile karşı karşıyaydım. Tıpkı Da Vinci ve Joseph Beuys gibi Panamarenko’nun da icatlarının çıkış noktası sayısız çizimleri ve tasarımlarıydı.  Panameranko’nun deney, akıl, gözlem ve analitik zekasıyla ortaya koyduğu bu icatlar bir o kadar da şiirsel yapıtlardı. Kendisi ne bir bilim adamı, ne bir mühendis ancak yoğun ilim bilgisinin yanı sıra geniş hayal dünyası, kuvvetli yaratıcılık gücü ve bilimdeki kuralları doğru yönde kullanması Panamarenko’yu diğer meslektaşlarından farklı, efsanevi bir benzersizliğe konumlandırıyor. O da tıpkı Joseph Beuys gibi hayat ve eser arasında bir ilişki kuruyor.



Sergide en beğendiğim işlerinden biri olan “Donnariet” isimli eser sanatçının ilk ürettiği iki kişilik bir araçtı. Bu garip icat daha önce su üzerinde denenmiş ve hala çalışabilir durumdaydı. Kuyruk kısmı, deniz altını ya da bir yunus balığını andıran bu çalışma ismini basit bir kimyasal patlayıcıdan alıyor. İkinci dünya savaşında Alman’lar bu patlayıcıyı “Remagen” şehrinde bulunan çelik bir köprüyü patlatmak için kullanmışlar ancak başarısız olmuşlar. Diğer etkileyici bir iş ise “Ice bird” isimli sanatçının kendi çiftliğinde üretmiş olduğu bir eserdi. Bu eser transparan, naylon kanatlarıyla müzenin en çarpıcı işleri arasındaydı.  Sanatçının 70’li yıllarda yaptığı ufoları ve roketlerinin yanı sıra mekanın giriş kısmında sanat severleri karşılayan  “Uçan İnsan” heykeli, fiziksel olarak insan bedeni üzerinde yüzyıllardır amaçlanan uçma eylemini gerçekleştirmek üzere şeffaf kanatları ile hazır bekliyordu. Sergide “V1 – Brada Jet” adlı ahşap jet uçağı ise sanatçının yaptığı en önemli icatlardan biriydi.









1940 doğumlu sanatçı kültür bakanının özel davetlerine rağmen kendi retrospektif sergisinin açılışına bile gitmeyerek sanat dünyasındaki tuhaf imajının altını tekrar çizmiş. Deweer Gallery tarafından temsil edilen avand-agrde sanatçı büyülü heykelleri, ilginç icatları ve sayısız çizimleri ile sanat dünyasındaki renkli kişiliğini ortaya koymaya devam ediyor.



“Panamarenko Universum” sergisinden sonra sanatçısı olduğu Deweer Gallery’i de ziyaret etmek istedim. Art International İstanbul 2014’e de katılan galerinin binası eskiden bir halı fabrikası olarak kullanılıyormuş. Oldukça etkileyici olan bu mekanın kapısında Tony Cragg’in harika bir heykeli karşılıyor bizi. Karma sergide Alman heykeltraş  Stephan Balkenhol’un  “Large Head” isimli portre heykeli de yer alıyor. Meşe ağacından yapılmış bu zamansız eser alıştığımız heykel boyutlarından daha büyük. Eski Yunan ve ya Roma heykellerini anımsatan çalışma sanki tam bitmemiş hissi uyandırıyor. İngiliz sanatçı Tony Cragg’in 90’lı yıllarına ait alçı/sıvadan yapılmış işleri de görülmeye değerdi. Belçikal’lı sanatçı Jan Fabre’ye özel olarak ayrılmış bir bölümde, başka bir ifadeyle “Bunker”da gerçekleştirdiği yerleştirmeler de oldukça ilginç eserler arasında yer alıyordu.



Yazı: Banu Çarmıklı

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız