728x90-CB.jpg

Pop Up Söyleşiler: Beyin Göçü I | Yazan Hazal Gençay

Pop Up Söyleşiler: Beyin Göçü I | Yazan Hazal Gençay
Hazal Gençay 04.03.2019

Pop Up Söyleşi dizilerime bu defa “Beyin Göçü” temasıyla devam ediyorum. Son dönemlerde hepimizin üstünde hissettiği yadsınamaz rutin bir ağırlık duygusu var. Geçtiğimiz 4-5 yıl içinde daha özgür ve medeni koşullar için yurtdışına giden eğitimli nüfusun sayısındaki artış da yadsınamaz bir hale geldi. Birçok meslek grubuna ait değerli kişiler arasında sanatçılar da var. Sosyal, kültürel, kişisel ama en çok da manevi ihtiyaçlarını gidermek üzere yurtdışında hayatını ve sanatını devam ettirmeye karar vermiş olan sanatçılarla görüştüm ve hepsi de içten cevaplarıyla belli başlı noktalara işaret ettiler.
 

EROL ESKİCİ    


Kaç yıldır yurtdışında yaşıyorsun, hangi ülkeye/şehre gitmeye karar verdin ve neden o şehri seçtin?

Neredeyse iki yıldır Almanya'da yaşıyorum fakat öncesinde ''hangi ülkeye gitmeliyim?'' gibi bir karar verme süreci yaşamadım. Öyle bir seçeneğim ve konforum yoktu, biraz mecburen gittim diyebilirim. Köln'de atölyem Leverkusen'de de yaşadığım ev var. Daha önce gidip gördüğüm yerlerdi. Berlin'e gitmeyi tercih edebilirdim. Başta karar veremedim ve maddi imkanlar da buna el vermedi dürüst olmak gerekirse. Nihayetinde pek sevimli ve kolay bir süreç değil bambaşka bir ülkeye gitmek. Nereye giderseniz gidin tam olarak gidemiyorsunuz.



Seni yurtdışına yerleşmeye yönlendiren hayatındaki değişimler ve gelişmeler neler oldu?

Kendimi bildim bileli bir yerden bir yere göç ediyorum. Sorun şu ki en sevmediğim şeylerden biri de tam bahsi geçen bu yer değiştirme eylemi. Benim yer değiştirmelerim hep mecbur kalınan, zorunda bırakılan değişimlerdi. Son durağım İstanbul olur sanıyordum, en uzun süre yaşadığım ve en sevdiğim şehirdir İstanbul. Sevdiğim insanlar birçok farklı yere serpilmiş olsa da en büyük kısmı hala burada ve buradan gitmek gibi bir fikrim hiç olmamıştı aslında. Hayatımda isteyerek gittiğim tek yer İstanbul’du ve hiç pişman olmadım bundan. Almanya’ya gitmemi tetikleyen etmenlere gelirsek; İstanbul’da yaşamaktan maddi anlamda çok yorulmuştum, bu manevi bir yüke de dönüşmeye başlamıştı ve radikal bir karar almam gerektiğini anlamıştım. Hem kariyerimde hem ailevi hayatımda hem de çevresel etkilerden hayli bitkin düşmüştüm. Yurtdışına gidenlerin hepsinin gitme nedeni ülkedeki politik atmosfer değil, en azından benim için dolaylı yönden etki eden bir faktördü. Özel nedenleri rezerv edersek bir tür zorunluluktu gitmem. Aksi halde yıllar içinde organik olarak gelişmiş birçok ilişkiyi geride bırakmazdım. Bilinmeze doğru yol alma cesareti göstermek benim için önemli ve şaşırtıcıydı. Sanat yaparken de böyle hissediyorum. Bilinmez diyorum çünkü en ufak bir sosyal ya da ailevi garantim yoktu.

Yurtdışına giderken amaçladığın hedeflerini gerçekleştirebildin mi ve orada bulunduğun süre sanatına nasıl yansıdı?

Parmakla gösterebileceğim kadar net bir hedefim yoktu. Bazı arzularım, isteklerim, dileklerim vardı fakat bunlar bir arkadaşımın söylemiyle pek ''kalkınma planı'' formunda değillerdi. Bir atölye bulup sanatımı yapmak istiyordum, onu da ziyadesiyle yerine getirdim. Biraz çevre edinmek, daha önce fırsat bulamadığım şeyleri yapmak, denemediğim şeyleri denemek, solumak gibi daha bireysel isteklerim vardı. Okumak, araştırmak için bir tür sakinlik zamanı gibi geldi bana orada geçirdiğim süre. Sakinleşmek, uzun uzun düşünmek için yeterince zamanım oldu. Çeşitli malzemeler denemek için ideal bir ortam yarattım. Daha önce pek yanaşmak niyetinde olmadığım renk mefhumuna dokundum. Bu, oradaki kamusal renk kullanımı ya da her ne kadar disipline edilmiş ve sterilleştirilmiş olsa da doğayla ilgili bir etki olabilir. İstanbul'da birşeyler biriktirmek gibi bir huyum vardı fakat Köln'de biriktirmek yerine odaklanmak eylemi baskın çıktı. Bu biriktirmediğim anlamına gelmiyor tabii; buradayken karşılaşmaların belirlediği biçimlerden araştırmaların sonucunun belirlediği biriktirmelere evrildi. Sanatıma bir tür konsantrasyon olarak etki etti. Bambaşka bir alana bakabileceğim bir atmosfer soluyorum sonuçta.


Erol Eskici, Yuva, tuval üzerine akrilik, 155 x 160 cm

METİN ÇELİK


Kaç yıldır yurtdışında yaşıyorsun, hangi ülkeye/şehre gitmeye karar verdin ve neden o şehri seçtin?

4 aydır Almanya'dayım. Düseldorf'a yakın Mönchengladbach adında küçük bir şehirde yaşıyorum. Eşimin burda yaşıyor olmasından ötürü yerleşme kararı aldım. Zaten öncesinde yaklaşık 3 senedir sık sık gidip geliyordum. Buranın sakin şehir hayatını ve yemyeşil bir doğa içinde olmasını seviyorum.



Seni yurtdışına yerleşmeye yönlendiren hayatındaki değişimler ve gelişmeler neler oldu?

Aslında bu süreç ilk olarak 2014 senesinde ''Çilek Seven Kadın'' adlı eserimin sansüre uğramasıyla başladı. Bir yarışma sergisinde, resimde yeralan figürün bir memesi görüldüğü için sergiden kaldırıldı. Neticede sosyal medyada binlerce kişi resmi paylaşmış ve herkese ulaşmıştı. Ama erk-zihniyeti açığa çıkmıştı. O gün ülkeye dair büyük bir kırılma yaşadığımı söyleyebilirim. Zira ülkenin ''Gezi''den sonra daha fazla içine girdiği despotik rejim nefes aldığımız alanları daha da daraltıyordu. Bir mengene gibi sizi içine alan bir kaosa benzetiyorum bunu. Tabii tüm bunların eserlerime katkısı da yadsınamaz. Sizi öldürmeyen şey güçlendirir misali.

Yurtdışına giderken amaçladığın hedeflerini gerçekleştirebildin mi ve orada bulunduğun süre sanatına nasıl yansıdı?

Yurtdışına bir hedef için gittiğimi söyleyemem şu an için. Sadece biraz huzur için demek yeterli olur. Büyük bir gürültü vardı kulaklarımda, şimdi silindi. Bu dingin yaşamla İstanbul’daki kaosun çarpışmasını izliyorum şu an sanatımda. Buradaki müze ve galerileri gezmek, atölyemde müziğimi açıp resimlerimi yapmak, beni sadece işime odaklandırıyor. Bir taraftan İstanbul’daki atölyem de duruyor, bazı vakitler dönüp orda da çalışacağım. İki taraftan da beslendiğimde bu hedefime vardığım anlamına geliyor.


Metin Çelik, Şiirin Bir Altın Çağı, 2011, tuval üzerine yağlıboya, 170 x 150 cm

PINAR ÖĞRENCİ


Kaç yıldır yurtdışında yaşıyorsun, hangi ülkeye/şehre gitmeye karar verdin ve neden o şehri seçtin?

2018 yılının Temmuz ayından beri Berlin’de yaşıyorum. Birkaç yıl öncesine kadar ne Berlin’de ne de Avrupa’nın herhangi bir şehrinde yaşamayı hiç aklıma getirmezdim ve hatta bu fikre kesinlikle karşıydım, Avrupa bana hiçbir zaman ilham vermedi. Ancak şartlar değişti ve Almanya’ya göç etmek durumunda kaldım. Berlin açık bir şehir, diğer Alman kentlerine göre daha kozmopolit; toleransı, entelektüel ve yaratıcı kapasitesi, dayanışma potansiyeli yüksek bir şehir. Tüketmeyi değil, değerlendirmeyi seven, birlikte yürüyebileceğin insanların olması çok güzel. Ayrıca Berlin yükselen sağa karşı direnebileceğimiz bir kale gibi, tüm bu sebeplerden Berlin’e yerleştim.



Seni yurtdışına yerleşmeye yönlendiren hayatındaki değişimler ve gelişmeler neler oldu?

Son yıllarda toplum olarak etkisi altında kaldığımız politik gelişmeleri tekrarlamaya gerek duymuyorum. Kişisel olarak da olup bitenden payımı aldım. Son üç yılda çokça seyahat etmek zorunda kaldım, oradan oraya savruldum resmen. Çok az kişi arayıp halimi sordu. Başımıza gelenleri hak etmedik, kimse yaşadığı, bildiği, aşina olduğu, her şeyden önemlisi sevdiği yerden ayrılmak istemez. Ancak içinde bulunduğumuz şiddet sarmalı, beni Türkiye’den hem soğuttu, hem de uzaklaştırdı. Türkiye insanı unutmaya çok yatkın zaten, hatta vefasız, sevgisini göstermeyen bir ebeveyn gibi. 2018’in başlarında Berlin’deki kısa süreli seyahatimden İstanbul’a döndüğümde Taksim Meydanı’nın geçirdiği dönüşüme şahit oldum ve istemsiz bir şekilde 'Mecazi Mekan' sergisini kurgulamadım, bir tür aksiyon gibiydi. Çok az insan gezdi, kimse üzerine kalem oynatmadı, tartışmadı bile. Bütün bunlar insana değer yargılarını sorgulatıyor, bu vefasız ve sevgisiz topraklara bu kadar çok bağlı olmaya değer mi? Her seyahatten sonra İstanbul’dan uzaklaştığımı hissettim. Bizi sadece devlet değil, insanlar da gözden çıkardı.

Yurtdışına giderken amaçladığın hedeflerini gerçekleştirebildin mi ve orada bulunduğun süre sanatına nasıl yansıdı?

Hareket halinde üreten bir sanatçı olarak bir yere bağlı olmamak benim için avantaj, her yerde yaşayabilirim. 2016-2018 arasında zorunlu olarak seyahat edip durmadan ürettiğim, depresif ama verimli bir dönem geçirdim. Biri Viyana diğeri İstanbul’da iki kişisel sergi gerçekleştirdim ve birçok grup sergisine katıldım. Yaşadığım yer değiştirme süreci ürettiğim işlerde doğru ifade biçimini buldu sanırım. Berlin’de de sanat ve yazı üretimimi devam ettirmekten başka özel bir hedefim yok. Yazdan beri ev aramak, taşınmak, devlet bürokrasisiyle uğraşmaktan işlerime konsantre olamadım. Sürekli bir biçimde 'devlet' ile işiniz olduğu sürece sanat üretmeniz zor, çünkü devlet daireleri her yerde olduğu gibi korkunç, hele hele bir yabancı için. İşin bir de maddi yönü var ki hepimiz için çok zorlayıcı. Bir taraftan da Berlin, benim gibi meselesi zorla yer değiştirme olan birisi için adeta bir laboratuvar gibi, sürekli olarak yeni iş ve yazılar için malzeme biriktiriyorum. Geldiğimden beri ciddi bir üretimde bulunmadım, biraz kendime zaman vermek istedim, olan biteni anlayıp sindirmek için. Daha yeni yeni kendime geliyorum, psikolojik süreçlerden çok yorulmuşum. Yaptığım en ciddi iş kitap okumak, sürekli olarak okuyorum ve bu bana çok iyi geldi. Kitaplarımı taşıyamadığım için burada yepyeni, taptaze bir kitaplık oluşturmaya karar verdim, kitapların varsa ev 'ev' oluyor, soğuk Berlin günlerinde bazen evden hiç çıkmayıp sadece kitap okuyorum. Araştırmaya ağırlık vermek işlerime de yansıyacak. Burada zihnim çok açık, sabahları çok erken kalkıp çalışmaya koyuluyorum. Alman disiplini böyle bir şey sanırım. Üzerinde uzun zamandır düşündüğüm birçok proje var, onları hayata geçirme vakti geliyor. Oldukça heyecanlıyım.


Pınar Öğrenci, Yalnızca Ölü Balık Akıntıya Kapılır
Sharjah Bienali İstanbul ayağı sergisi, 2018
Abud Efendi Konağı. - Fotoğraf: Ali Taptık

SEÇİL EREL

Kaç yıldır yurtdışında yaşıyorsun, hangi ülkeye/şehre gitmeye karar verdin ve neden o şehri seçtin?

2017 Mayıs’ından beri Londra’da yaşıyorum ama benim hikayem Londra’ya taşınmadan önce başlamıştı. Şu an Londra’da oluşum, bir sürecin sonuncu olsa da bu şehri seçmemin en temel nedeni sanat konusunda olduğu kadar her açıdan dünyanın en önemli merkezlerinden biri olması.


 

Seni yurtdışına yerleşmeye yönlendiren hayatındaki değişimler ve gelişmeler neler oldu?

İstanbul’da doğmuş, okumuş, yaşamış ve çalışmış biri olarak özellikle Gezi olayları ve ülke genelinde olan bitenlerden sonra yaşamıma aldığım müdahaleler beni bir sanatçı, anne ve kadın olarak kendi alanımda nefes alamaz hale getirmişti. Çok sabırlı bir kişiliğe sahip olmama rağmen tarafsız bir birey olarak özgür hissedememek beni çok rahatsız ediyordu. Yaşama bağlılığım ve üretme arzumun yoğunluğundan o dönemde yaklaşık 3 yaşında olan kızımı da yanımdan hiç ayırmayıp yollarda buldu kendimi. Bu yollar beni çeşitli atölye çalışmaları, sempozyumlar ve sergilere götürerek çok çeşitli insanlar tanımamı sağladı. Ve belli bir süre sonra artık bir yere kök salmam gerektiğini hissettiğimde kendimi Londra’da buldum. Yaşamımın bu döneminde Londra’yı seçmiş olmaktan çok memnunum çünkü sahip olduğum değerle hayatıma yeniden başlama imkanı buldum. Şimdilerde maddi ve manevi olarak hayatta kalmak açısından sert, büyük, kaotik ama bir şekilde belli bir süre direnmeyi becerip içine girdikten sonra tam tersi, birşey yapmak isteyene karşı açık ve verici bir şehirde tüm farkındalığımla var olmak, beni bugünün dünyasına uluslararası bir vizyonla ve mutlulukla bağlıyor. Bütünü kavramak, detayları daha iyi kavrama imkanı veriyor.

Yurtdışına giderken amaçladığın hedeflerini gerçekleştirebildin mi ve orada bulunduğun süre sanatına nasıl yansıdı?

Hiç tereddüt etmeden ''evet, her geçen gün daha iyi'' diyebilirim. Kariyerim ve kızımın geleceğiyle ilgili niyetlerimin yanı sıra en önemli olan şey içsel özgürlüğe ve ifade özgürlüğüne, bilgiye ulaşılabilecek bir ortamda nefes alabilmekti. Bunu, atlattığım tüm zorluklardan sonra temiz bir şekilde hissedebiliyor olmak paha biçilemez. İnsanın duyguları rahatlayıp stresini kontrol edebilecek noktaya geldikten sonra kendisini memnun ve hedeflerine odaklanır bulunca işleri de gelişiyor. Nereden yola çıktığımı unutmadan sakinlikle merkezimi Londra’da tutup kendimi geliştirmeye, öğrenmeye ve uluslararası platformda ilerleyen bir sanatçı olarak devam etmeye odakladım. Bu arada buraya taşınmadan önce planlanmış olan 2019 Şubat ayında Milli Reasürans Sanat Galerisi için hazırladığım ''Bir Başka Gerçeklik'' isimli sergimi İstanbul’daki  tüm geçmişime duyduğum sorumluluk bilinciyle hazırlamak da bana çok iyi geldi.


Seçil Erel, Bir Başka Gerçeklik, 2018, tuval üzerine yağlıboya, 20 x 30 cm
 

EKİN SU KOÇ
 

Kaç yıldır yurtdışında yaşıyorsun, hangi ülkeye/şehre gitmeye karar verdin ve neden o şehri seçtin?

Bir yıldır Berlin’de yaşıyorum. Bir yıl önce burayı seçip gelmiş değilim yalnız öncesi biraz karışık. Üniversitedeyken katıldığım öğrenci değişim programıyla İspanya’ya gitmemle başladı yurtdışında yaşama fikri bende. O bir yıl içinde Avrupa’da rahatlıkla seyahat etme fırsatı buldum. Araştırmalar yaptım. Türkiye’ye döndükten sonra mezuniyet ve yüksek lisansa yoğunlaştım ancak yurtdışı temaslarım sürüyordu, bu dönemdeki Almanya seyahatlerim sırasında gelişen bazı görüşmeler olumlu sonuç verdi ve burada farklı şehirlerde grup sergilere katıldım, iki de kişisel sergi hazırlama imkanı buldum ve hayatım/hayatımız, eşimin işi için de uygun olmasıyla Berlin’e doğru yönlendi. Bir buçuk yıl kadar da eşimin işi dolayısıyla Danimarka/Kopenhag deneyimimiz oldu. Orasıyla da bağlantılarımız sürdüğü için halen gidip geliyoruz.



Seni yurtdışına yerleşmeye yönlendiren hayatındaki değişimler ve gelişmeler neler oldu?

Okul döneminde başlayan bir gözlem süreci olduğu için önce okul eğitimindeki farklar ve sonrasında sanat piyasası açısından kıyaslamalarda vardığım sonuçlar dolayısıyla yurtdışında yaşama fikrine sıcak bakmaya başladım. Hiç yabancı hissetmediğim bir ülkeyle yolculuklarıma başlamış olmam da bir avantajdı. Zaman içinde toplumsal olarak kendi ülkemde bir şeylere daha yabancı hissetmeye başlamam da yurtdışında kalıcı bir yer edinme konusunu ciddileştirdi.

Yurtdışına giderken amaçladığın hedeflerini gerçekleştirebildin mi ve orada bulunduğun süre sanatına nasıl yansıdı?

Yurtdışındaki süreç bana muhteşem bir malzeme çeşitliliği sundu. Biçimsel özgürlük ve araştırmacı bir algı kazandırdı. Bir disiplin sınırlaması hiç görmedim. Kağıt, kumaş, boya, nesne, enstelasyon, ses… Birçok deneme yapma cesareti buldum. Yani her anlamda bir özgürleşme oldu diyebilirim çalışmalarımda. Fotoğraf, resim ve sesi birleştiren bir proje planlıyoruz burada Kasım ayı için. Proje ve ikili çalışmalarla ilgili de yeni bir vizyon oluşturdu bende burası. Hedefler açısından da, çok fazla yer değiştirmeme rağmen son birkaç yıllık Kopenhag ve Berlin döneminden bahsetmem gerekirse yapmayı istediğim herşey hızla gerçekleşti diyebilirim. Artık sergilenmeler ve koleksiyonlarla ilgili birikimin yanında, yeni teorik araştırmalar, müzeler ve enstitülerle beraber yürütülen projelerle üretimimi zenginleştirmeyi amaçlıyorum.


Ekin Su Koç, Footing to a New Land II, 2018, Kağıt üzerine akrilik ve kolaj, 70 x 100 cm

Röportajlar: Hazal Gençay

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız