Epikür’ün hikayesi, insanın mutluluğu nerede araması gerektiğine dair iki bin yılı aşkın süredir sorulan bir soruyla başlar. MÖ 341 yılında Samos Adası'nda doğan Epikür, genç yaşlardan itibaren insanların neden mutsuz olduğunu sorguladı.
"Bilge, onurlu ve adil bir yaşam sürmeden mutlu olamaz; mutlu olmadan da onurlu ve adil bir yaşam süremez."
On sekiz yaşında Atina'ya gitti; yıllar sonra ise burada kendi adını taşıyan Bahçe Okulu'nu kurdu. Ona göre bilgelik yalnızca seçkinlerin değil, huzur arayan herkesin ulaşabileceği bir erdemdi.
Epikür’ün amacı yeni bir düşünce sistemi kurmaktan çok, insanlara daha mutlu ve huzurlu bir yaşamın yolunu göstermekti. Felsefeyi ise insanı korkularından ve kaygılarından kurtaran bir yaşam rehberi olarak görüyordu. Ona göre mutluluk; bedensel acının olmaması (aponia) ve zihinsel dinginliğe ulaşmaktı (ataraxia).
Huzur, daha fazlasına sahip olmakta değil; daha aza ihtiyaç duymayı öğrenmekte gizliydi. Bu yüzden arzuları üçe ayırdı: Doğal ve gerekli olanlar, doğal ama vazgeçilebilecek olanlar ve insanı hiç doymayan bir arayışa sürükleyen boş arzular.
Yemek, su, barınma ve dostluk yaşamın en yalın ihtiyaçlarıydı. Şöhret, sınırsız servet ve güç ise ufuk gibi, yaklaştıkça uzaklaşan boş vaatlerden ibaretti. Bilgelik ise sahip olduklarını çoğaltmakta değil, gerçekten ihtiyaç duyduklarının aslında ne kadar az olduğunu fark edebilmekte yatıyordu.
Mutluluk, tek başına varılacak bir hedef değildi; dostlukla paylaşıldığında anlam kazanan bir yaşam biçimiydi. Bu yüzden kurduğu Bahçe Okulu yalnızca derslerin verildiği bir yer değil, birlikte yaşayan, düşünen, üreten ve birbirine güvenen insanların oluşturduğu bir yaşam topluluğuydu.
"Dostlarımızın yardımına olan ihtiyacımızdan çok, zor anımızda onlara güvenebilme düşüncesi bize huzur verir."
Eğer Epikür'e "Mutluluk nedir?" diye sorsaydınız, size ne servetten ne de başarıdan söz ederdi. Muhtemelen önce korkularınızı sorardı. Çünkü ona göre insanı mutsuz eden, sahip olmadıkları değil; zihninde büyüttüğü korkular ve görünmez yüklerdi.
Döneminin dünyası da bugünkünden çok farklı değildi. Eski düzenin sarsıldığı, geleceğin belirsizleştiği bir çağda, mutluluğu dış dünyayı değiştirmekte değil; insanın kendi zihniyle kurduğu ilişkide aradı. Ona göre felsefe, soyut tartışmaların konusu değil, insanı korkularından özgürleştiren ve yaşamı daha huzurlu kılan bir ilaçtı. Çünkü önemli olan, mutluluğun peşinden nasıl gidileceğini öğrenmekten önce, onun ne olduğunu ve insan doğasına uygun bir yaşamın nasıl mümkün olacağını kavramaktı.
Peki insanı bu huzurdan uzaklaştıran neydi? Epikür'e göre bunun başında korkular geliyordu. Bu korkuların en büyüğü ise ölümdü. İnsanı mutsuz eden, ölümün kendisi değil; ona yüklediği anlamdı. Bu düşüncesini bugün hâlâ en çok anılan sözlerinden biriyle özetler:
"Biz varken ölüm yoktur; ölüm geldiğinde ise artık biz yokuz."
Ölüm korkusu, tanrıların gazabına duyulan endişe, yarının belirsizliği ve hiç dinmeyen beklentiler… İnsan çoğu zaman yaşadıklarından değil, henüz gerçekleşmemiş ihtimallerden yoruluyordu.
Epikür, bu sorulara verdiği yanıtlarla yalnızca kendi çağını değil, yüzyıllar sonrasını da etkiledi. Ancak bu düşünceler, Bahçe Okulu'nun sınırları içinde kalmayacaktı. Yüzyıllar sonra başka bir filozof, bilgeliğin yalnızca birkaç öğrencinin hafızasında yaşamaması gerektiğine inanıyordu. Ona göre düşünce, paylaşıldıkça büyüyen ve nesiller boyunca yaşamaya devam eden en değerli miraslardan biriydi.
Oinoanda Antik Kenti
Yaklaşık dört yüz yıl sonra, MS 2. yüzyılda, bugünkü Muğla'nın Fethiye ilçesi yakınlarındaki Oinoanda Antik Kenti'nde yaşayan varlıklı Epikürcü filozof Oinoandalı Diogenes (Diogenes of Oinoanda), Epikür’ün düşüncelerini yaşamının merkezine yerleştirdi.
İnsanların hayatını gözlemlediğinde ortak bir sorun fark etti: Çoğu kişi gerçekten ihtiyaç duyduğu şeylerin peşinden değil; zenginlik, şöhret ve bitmek bilmeyen arzuların peşinden gidiyordu. Oysa Epikür’ün öğrettiği gibi bedenin doğal ihtiyaçları az ve kolayca karşılanabilirken, insanı mutsuz eden ruhun ölçüsüz istekleri ve yanlış inançlarıydı.
Diogenes'e göre felsefe, yalnızca filozofların tartışacağı bir bilgi değildi; yaşamın içindeki herkes için anlam taşımalı ve herkesin ulaşabileceği kadar görünür olmalıydı.
Yaşamının son yıllarında çevresine baktığında aynı manzarayla karşılaşıyordu: Korkular kulaktan kulağa yayılıyor, yanlış düşünceler nesilden nesille aktarılıyor, insanlar mutluluğu hep yanlış yerde arıyordu.
"Eğer yalnızca birkaç kişi olsaydı onlarla tek tek konuşurdum." Ama sorun birkaç insanla sınırlı değildi; yanlış düşünceler bütün topluma yayılmıştı. O halde herkese aynı anda seslenebileceği bir yol bulmalıydı. İşte bu düşünce, onu tarihin en sıra dışı felsefi girişimlerinden birine götürdü.
Diogenes'in amacı yalnızca Epikür’ün öğretilerini aktarmak değildi; insanlara yaşamın ertelenmemesi gerektiğini hatırlatmaktı. Bunu yazıtında şu sözlerle dile getirir:
"Yok olmak kaçınılmaz yazgımız olduğuna göre elimizdeki bu tek hayattan fazlasını almalıyız; amacımız, bu dünyada iyi yaşamak, bu dünyada mutlu olmaktır."
Bu sözler, Oinoanda'da taşa kazınacak büyük projenin özünü oluşturuyordu.
Oinoanda Yazıtı
Diogenes, düşüncelerini yalnızca öğrencilerine anlatmakla yetinmedi. Epikür’ün öğretilerini herkesle buluşturmak için onları taşın üzerine kazıttı.
Mutluluk, dostluk, ölüm korkusu, doğa ve huzurlu yaşam üzerine düşünceler, taş blokların üzerine tek tek işlendi.
Yaklaşık 80 metre boyunca uzanan, 4 metre yüksekliğe ulaşan ve 25 bin kelimeyi aşan bu dev yazıt, bugün antik dünyadan günümüze ulaşan en büyük felsefi yazıt olarak kabul edilir. Fakat onu asıl unutulmaz kılan, büyüklüğünden çok taşıdığı fikirdi.
Diogenes, taşlardan yalnızca bir anıt değil; yüzyıllar boyunca insanlara yol gösterecek sessiz bir öğretmen inşa ediyordu.
Amacı, kendi ifadesiyle, "insanlara yaşamın ilacını sunmaktı." Ona göre insanlar bedenlerini iyileştirmek için doktorlara başvuruyor, fakat ruhlarını iyileştirecek düşüncelere çoğu zaman ulaşamıyordu. Bu yüzden yazıt, korkulardan, yanlış inançlardan ve insanı mutsuz eden boş arzulardan özgürleşmeye çağıran kamusal bir davete dönüştü.
Yazıt boyunca Diogenes, kalıcı mutluluğun lüks, servet ya da şöhrette değil; sade bir yaşamda, ölçülü arzularda ve doğayla uyum içinde yaşamakta bulunduğunu anlatır. Ona göre insan, ancak gereksiz arzulardan ve ölüm korkusundan özgürleştiğinde gerçek huzura yaklaşabilir.
Belki de Oinoanda Yazıtını benzersiz kılan tam da buydu. Felsefe, ilk kez bir okulun ya da kitabın sınırlarını aşarak herkesin karşılaşabileceği kamusal bir mirasa dönüşmüştü.
Aradan yaklaşık bin sekiz yüz yıl geçti. Rüzgâr taşları aşındırdı, depremler duvarı parçaladı, uygarlıklar değişti. Yazıt parçalandı; fakat anlattıkları kaybolmadı. Çünkü bazı fikirler, hayatı şekillendirir; sınırları aşar ve çağları birbirine bağlayan en güçlü mirasa dönüşür.
Bugün Oinoanda'da yürütülen kazılarda bulunan yüzlerce taş parçası, arkeologlar tarafından büyük bir sabırla yeniden bir araya getiriliyor. Onlar yalnızca antik bir duvarı değil, yaklaşık iki bin yıl önce insanlığa bırakılmış bir düşünce mirasını da yeniden görünür kılıyorlar.
Taşa kazınan bu düşünce, yüzyıllar boyunca farklı coğrafyalarda ve farklı yüzeylerde yaşamaya devam etti. Değişen yalnızca onu görünür kılan malzemelerdi; değişmeyen ise düşüncenin herkesle buluşma arzusuydu.
Jenny Holzer
Yüzyıllar sonra taşın yerini ışık aldı. Fakat değişmeyen tek şey, düşüncenin insanla karşılaşma arzusuydu.
Amerikalı kavramsal sanatçı Jenny Holzer, kariyerine resimle başladı. Ancak kısa süre sonra kelimelerin bazen bir görüntüden çok daha güçlü olabileceğini fark etti. Ona göre sanat yalnızca müzeleri gezen insanların değil, herkesin karşılaşabileceği bir deneyim olmalıydı. Bu yüzden galerilerin duvarlarından çıktı; cümlelerini billboardlara, elektronik tabelalara, LED ekranlara, taş banklara ve tarihi yapıların cephelerine taşıdı.
1977-1979 yılları arasında geliştirdiği Truisms (Özdeyişler) serisinde Holzer, aşk, güç, korku, ölüm ve insan doğası üzerine yazdığı yaklaşık üç yüz kısa cümleyi New York sokaklarına anonim afişler olarak yerleştirdi. İlk bakışta bir reklam sloganını ya da gazete manşetini andıran bu ifadeler, aslında insanı kendi düşünceleriyle yüzleşmeye davet ediyor; Holzer'ın adını çağdaş sanatın en etkili kavramsal sanatçıları arasına taşıyordu.
"Protect Me From What I Want" (Beni İstediklerimden Koru.)
İlk bakışta basit bir cümle gibi görünür. Oysa insanı, en çok kendi arzularının onu nereye sürüklediğini düşünmeye çağırır.
Ardından başka bir cümle belirir.
"Abuse of Power Comes as No Surprise" (Gücün Kötüye Kullanılması Hiç Şaşırtıcı Değildir.)
Bu kez soru arzulara değil, güce yönelir. Gücün kendisinden çok, onun nasıl kullanıldığına bakmamızı ister.
Holzer'ın cümleleri cevap vermekten çok durdurur. Okunup geçilmek için değil, insanın zihninde uzun süre yankılanmak için yazılmış gibidir.
Yıllar içinde ışık, mimari ve kamusal alan Holzer'ın en güçlü ifade araçlarına dönüştü. Cümleleri gökdelenlerin cephelerinde, meydanlarda, köprülerde ve her gün binlerce insanın önünden geçtiği yapılarda görünmeye başladı. Böylece düşünce yeniden şehrin gündelik yaşamına karıştı.
Tam da bu noktada, Oinoanda'da taşa kazınan düşünce ile Jenny Holzer'ın ışığa yazdığı cümleler aynı çizgide buluşuyor.
Aralarında yaklaşık iki bin yıllık bir zaman vardı. Epikür’ün mutluluk anlayışı Oinoanda'da herkesin okuyabileceği bir duvara kazındı; yüzyıllar sonra Jenny Holzer, düşündüren cümlelerini şehrin akışına bıraktı.
Çağlar boyunca düşünce kendine yeni yüzeyler buldu. Bir zamanlar taşa kazınan sözler, yüzyıllar sonra ışığın üzerine yazıldı. Değişen yalnızca düşünceyi görünür kılan araçlardı. Değişmeyen ise düşüncenin, insanın gündelik hayatıyla karşılaştığında dönüştürücü bir güce sahip olduğuna duyulan inançtı.
Belki de bu yüzden Epikür Duvarı ile Jenny Holzer'ın eserleri, aynı hikâyenin iki ayrı bölümünü oluşturuyor. Çünkü bazı cümleler okunmak için yazılmaz. İnsanın hayatına karışmak için yazılır.
Yazı ve Fotoğraflar: Yasemen Çavuşoğlu
Masumiyet Müzesi: Masumiyetin Gölgeleri
Görmenin Ötesinde: Ses Sanatı
Je m’appelle Macid: Kendi Işığıyla Doğan
Bir Koleksiyonun Ardındaki İz: Leonard A. Lauder
Basquiat ve Warhol: Rekorların ve Dostluğun Hikâyesi
Yorum yapmak için tıklayın