Artboard 2-80.jpg

Sanatın Asi Çocuğu Jean Michel Basquiat | Yazan Yasemen Çavuşoğlu

Sanat tarihinin tozlu sayfalarında, New York sokaklarının tozunu dumanına katan, rastalı saçları ve bol takım elbisesiyle sanatındaki salaşlığını stiline de yansıtan, Grafitinin haşin çocuğu; Jean Michel Basquiat.

80‘ler sanatında göz açıp kapayıncaya dek, sanat piyasasıyla içli dışlı olduğu sekiz yıl içinde büyük yaşanmışlıklar biriktirdi.

Peki neydi onu farklı kılan?

22 Aralık 1960 tarihinde Haiti ve Porto Riko’lu göçmen bir çiftçi ailenin oğlu olarak, Brooklyn’de dünyaya gelen sanatçı, dehasının sinyallerini 4 yaşında okuma yazmayı sökmesi, 11 yaşına geldiğinde İngilizce, Fransızca ve İspanyolca konuşabilmesiyle veren bu yaramaz genç, 15 yaşına geldiğinde evden kaçıp bir hafta kadar Washington Square Park’ta yatıp daha sonra tutuklanıp babasıyla yaşamak üzere evine gönderildi.

Lakin bu kanı kaynayan genç 10.sınıfta okulu terk etti ve babası onu evden kovdu. 1978 yılında okulunu bırakan ve ailesini terk eden Basquiat, para kazanmak için New York Müzeleri önünde kendi çizdiği resimlerini içeren kartpostallar ve T-shirtler satarak geçimini sağlamaya çalıştı.

O dönemdeki arkadaşlarından Al Diaz ile birlikte, SAMO takma adı altında Güney Manhattan sokaklarında grafittiler yapmaya başlayan sanatçı, çevrede bir anda ün kazanmıştı. Aynı yıl “Grey“ isimli bir Rock grubu kuran Basquiat, sanatın her dalında adeta ‘Ben de varım.’ dedirterek dünyaya yeteneklerini bir bir sıraladı.

Ressam olarak ilk defa Haziran 1980 yılında, birçok sanatçının katıldığı The Times Square Show isimli serginin ardından ilk Afro-Amerikan ressam olarak adından söz ettirmiştir.

The Radiant Child tablosunun 1981 yılında Artforum dergisinde basılmasının ardından Basquiat uluslararası bilinirliğe ulaşmıştır. Sonraki yıllarda eserleri New York’taki önemli galerilerde sergilenmiştir.

1982 yılında ise Julian Schnabel, David Salle, Francesco Clemente ve Enzo Cucchi gibi sanatçılarla birlikte yeni dışavurumcu akımın içinde yer almıştır.

Sonbahar zamanı, henüz o zamanlar ün kazanmamış olan Madonna ile, kısa bir aşk macerasını hayatına sığdıran sanatçı, Andy Warhol tarafından New York’ta bir restaurantta keşfedilir. Dostluklarının bir süreliğine de olsa aynı eve yerleşecek kadar samimi ve candan olması, 1984-86 yılları arasında birçok defa beraber çalışmalarına kadar dayanan bir dostluk olarak 80’ler nostalji sayfalarına adlarını yazdırmalarına sebep olur.

Ün ve para kazanmaya başladıktan sonra resimlerini Armani takım elbise ile yapmaya başlaması, sanatçıya tuvalden takıma kadar şıklık kazandırır. 1986 yılında New York Times kapağındaki pozunda da bunu bizlere kanıtlayan sanatçının 1987 yılı ne yazık ki sonunun başlangıcı olur.

Ün, şöhret, kariyer ve eğlence Basquiat’in hayatında onu uyuşturucu bağımlılığına kadar götürür ve çok sevdiği dostu Andy Warhol’u 22 Şubat 1987 tarihinde kaybetmesi, Basquiat derinden etkiler. 1988 yılında birkaç uyuşturucuyu birlikte kullanmasına bağlı zehirlenme sonucunda New York’ta ölmüştür.

Kendine has olan özgür çizgi ve boyasını ortaya çıkaran sanatçının sergisini New York’ta Guggenheim Müzesi’nde gezerken, bir kez daha ona neden bu kadar hayran olduğumu bana hatırlattı.

Basquiat’e hayran olmak demek, kendinde ondan bir parça bulmak demektir. Belki baktığını algılayamazsın ama sana bir şeyler anlatmak istediğini her renkten renge geçerken hisseder ve taçlandırdığı tuvallerinde kendi kraliyetini betimlersin.

‘Hayatının tam ortasında,
Renkler, gölgeler, normsuz çizgiler arasında,
Sanatının baharında,
Sessiz eflatun rengi gibi…
28 yaşında, Ağustos ayında, ölüm aldı yanına…’

Sanatçının etkisi üzerimden geçmemişti ki yan odada, tıpkı kendisi gibi Graffiti Sanatçısı olan ve genç yaşta trajik ölümüyle duvarlara o öfkeyi yansıtan resimleriyle Michael Stewart’ın (1958-1983) eserleri ile göz göze geldim.



Metro duvarına rastlayan sprey boya yüzünden tutuklanan, ölümünden sonra birçok tartışmayı da beraberinde getiren polis vahşetini biz seyircisine kalpten beyine aktarıyor.



20 Haziran-6 Kasım 2019 tarihleri arasında görülebilecek Guggenheim Müzesi’nde Basquiat’in “The Untold Story “ sergisini, New York’a yolu düşecek olanlar planlarına mutlaka dahil etmeli.



Ayrıntılı bilgi için aşağıdaki linke TIKLAYIN.
https://www.guggenheim.org/exhibition/basquiats-defacement-the-untold-story

Yazı: Yasemen Çavuşoğlu

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız