art tv 728X90.jpg

Gözümüzü Kamaştıran Op Art Sanatçısı: Bridget Riley | Yazan Nurdan Ateş

Gözümüzü Kamaştıran Op Art Sanatçısı: Bridget Riley | Yazan Nurdan Ateş
Nurdan Ateş 16.01.2020

Matematiksel sanat denklemi POP-P =OP ART ın en büyük temsilcilerindem Bridget Riley retrospektifi..

Kısaca op-art diye bildiğimiz Optik Sanat temsilcilerinden büyük op-art sanatçısı İngiliz Bridget Riley Retrospektifi Dr. Cliff Lauson küratörlüğünde National Galleries of Scotland işbirliği ile Southbank Centre Hayward Galleri‘de izleyicilerle buluştu.

1931 Güney Londra’da doğan sanatçı, çocukluğu ve gençliği 2.Dünya Savaşı etkisi altında geçti. Erken yaşlarda resme olan ilgisi dikkat çeken sanatçı, özellikle dalgalı formlardaki desenler üzerinde çalışmayı seviyordu. Lise döneminde çalışmaları resim öğretmeninin dikkatini çeken Riley, Londra’da Goldsmith College ve Royal Collage of Art’ta eğitim almıştır. Ölmek üzere olan babasının bakımı için okuldan ayrılan sanatçı, babasının ölümü ile bunalıma girmiş ve uzun süre reklam ajansının sanat departmanında çalışmıştır. Ticari hayatına ara verip, sanat yaşamına geri dönme kararı alıp, İtalya‘ya eğitim için giden sanatçı, Rönesans fresklerinden çok etkilenmiş ve 1960‘da Londra’da Hornsey College‘da katıldığı bir seminerin etkisi ile ilk optik resimlerini yapmaya başlamıştır. Böylece 1966 yılına kadar süren sanatçının siyah-beyaz monokrom dönemi başlamıştır. 1962 yılında Londra Gallery One‘da ilk solo sergisi ile optik işlerini sergileyen sanatçı, 1965 yılında MOMA‘da “Responsive Eye’’ (Yanıtlayıcı Göz) sergisine katılmış, çalışması serginin afişi olarak kullanılmış ve sanatçının adeta hayatının yönü değişmiştir.

Peki nedir bu Op-Art veya optik sanat? Aslında basit anlamda fiziğin ve sanatın bir noktada birleşmesi. Aslında 2 boyutlu bir yapı, gözdeki retina tabakasındaki ışığın kırılması ile optik efektler adeta seyirciyi resmin içine çeker. İzleyicinin hareket etmesi ile oluşan titreşimler sonucu izleyici psikolojik olarak etkilenir ve aslında bir aygıt olmaksızın sabit duran resim bizde dalgalanıyor, hareket ediyor izlenimi uyandırır. Yani kısaca optik yanılsamayı ön planda tutan geometrik soyut bir sanat akımıdır. Önemli op-art sanatçılarına örnek olarak Victor Vasarely ve LArry Poons verilebilir.

1965‘te MOMA’da ki sergisinin ardından Riley’in işleri tepki çekmeye başlamıştı. Pop-art Amerikan ticari değerleri üzerine kurulu iken Riley ticari işleri reddediyor, Amerikan kültürüne karşı geliyor ve bunu her fırsatta dile getirmekten çekinmiyordu. Bütün bu karşı gelişlere rağmen desenleri Amerikan üreticileri tarafından tüketim malzemelerinin üzerinde yer alıyor. Vogue, Times gibi dergiler sanatçının bir model gibi eserlerinin önünde durduğu resimleri kapak yapıyorlardı.

1963 yılında ilk 3 boyutlu çalışması “Continuum” seyirciyi aktif olarak işin katılımcısı yapıyor ve işin var olabilmesi için izleyici fiziksel olarak eserin içinden geçmesi gerekiyor. O dönemde Daily Mail “Eserin izleyicilere deniz tutmasına yakın bir his verdiğini aynı zamanda eserin içine girildiğinde hapis hissi veren halüsinasyonvari bir tecrübe olarak“ yorumlamıştı. Şahsen eserin içinden geçtiğim sırada hapis hissi yaşamamakla birlikte yoğun bir dalgalanma ve bulantıyı deneyimledim.


Movement in Squares, 1961


Blaze 1, 1962


Cascando, 2015


Quiver 3, 2014

Sanatçı 1981 yılında Mısır’a gerçekleştirildiği seyahat sonrasında sanatının renkli dönemi başlamıştır. Nil Nehri çevresinde bulunan mabet resimlerinde Mısır sanatının 5 temel renkle sınırlı olduğunu ve bütün sanat eserlerine uygulandığını keşfetmiştir. Bu etki ışığında daha sade formları ve yeni renkleri kullanmaya yönelmiştir. Sanatçı çalışmalarında kullandığı renkli dikey çizgili formlar ileriki dönemlerde yatay, diagonal, birbirini kesen çizgilere de dönüşmüştür. 



Rajasthan (Wall Painting), 2012


Reve, 1999

Çocukluk yılları boyunca Cornwell’de yaşadığı kırsal hayatın ışık ve renkleri aslında onu öyle derinden etkilemiş olacak ki sanatının ilerleyen dönemlerinde bunun izlerini görebiliyoruz. 3 farklı şehir Cornwell, Londra ve Vaklus vadisinde bulunan atölyelerinde çalışmalarını sürdüren sanatçı 1980’lerden sonra standart hale gelmiş renk ve biçimlerden uzaklaşarak, renk açışından Matisse çalışmalarını anımsatan ritmik, canlı desenlere yönelmiştir.


From Here 1994 ve High Sky 1991
 

Galerinin üst katı sanatçının gençlik ve öğrencilik dönemlerine ait çalışmalarına ve sanatına yön veren Seurat ‘la ilgili bölüme ayrılmış.

“Seurat’tan öğrendiklerim tekrar tekrar farklı şekillerde ortaya çıkıyor ve kişiler bu anlayışla bir sonraki çalışmam hakkında konuşabiliyorlar” B.Riley 2015



Le Pont de Courbevoie, 1959

Diğer ressamların çalışmalarını incelemek, Riley‘ın sanatında büyük önem taşıyor. Bu sanatçılardan Georges Seurat(1859-1891) ayrı bir yeri var. Riley’nin Seurat‘ın düşüncesini takip etmesi, 1960’ların başında kendi soyut görsel dilinin gelişiminde hayati önem taşımaktadır. Seurat’ın ışık üretmek için rengi kullanmasından etkilenmiş ve resimde enerji ve eylem yaratma kontrasının rolünü görmüştü. Herşeyden önemlisi Riley, Seurat’ın sanatının temelinin izleyicinin bakışına, hareketine odaklı olup izleyicinin aktif bir katılımcı olarak önemini hakkında fikir sahibi oldu. 1959 yılında Riley, Seurat’ın Courbevoie Köprüsü resminin (1886-1887) daha büyük ölçekte bir kopyasını yaptı.


Yine aynı noktalama tekniği ile çalıştığı Lincolnshire Landscape, 1959

Son bölümde sanatçının okul yıllarında, soyut çalışmalara geçmeden önceki eserlerine yer verilmiş. Riley Goldsmith sanat okulunda okurken insan vücudu ile ilgili gözlemler yapmış, çalışmalarında insan bedenine, hareketlerine yer vermiş, canlı modellerle çalışmayı tercih etmiştir. Ögrencilik yıllarında Pierre Bonnard, Henri Matisse ve Paul Klee gibi ressamların çalışmalarını dikkatli bir şekilde takip etmiştir. 


A Man in a Red Turban, 1947

Kırmızı Türbanlı Adam resmi 15. yy ressamlarından Jan Van Eyck ait olup, Goldsmiths college de sanat öğrencisiyken resmedilmiştir.


Louise 1946-48


1947-1952 yıllarında insan bedeni üzerine yaptığı çalışmaları.

Bugüne kadar gerçekleşmiş en kapsamlı Bridget Riley Retrospektifi, 26 ocak 2020 tarihine kadar Southbank Centre, Hayward Gallery’de görülebilir.


Woman in Black ,1959

Yazı ve Fotoğraflar: Nurdan Ateş

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız