e190e3ae-3637-405d-ba6a-950342483e9d.jpg

Sanatıyla Direnme Yolunda Bilinçli Tercihler: İsmail Saray'ı Günyüzüne Çıkarırken

Eda Gündüz

2 gün önce

Türk sanat tarihinin tarihsel bir boşluğu doldurması ve hakkını teslim etmesi gereken sanatçı İsmail Saray… SALT’ın 2012 yılında başlattığı araştırma ve arşiv projesini takiben 2014 yılında gerçekleştirdiği, "İngiltere’den Sevgilerle" sergisi ve 2018’de çıkardığı sanatçı monografisi, İsmail Saray’ın Türk sanatındaki varlığını hatırlatır, gözler önüne serer. Zira bu yıllara kadar neredeyse kendisi ile ilgili yazılmış bir katalog, monografi, kitap, tez ya da arşiv çalışması bulunmamaktadır. 70'li ve 80'li yıllarda Türkiye’nin içindeki durumu başarıyla yansıtabilen ve eleştirel, politik işler üreten en önemli kavramsal sanatçılardan olsa da bu, meşruluğa kavuşmaz. Belki de bunun sebebi onun Londra’da geçen hayatıdır. Fakat sanat yazımındaki bu derin sessizliğin ve eksikliğin sebebi, sanatçının sadece Londra’daki yaşamı değil; Türkiye’nin siyasi ve kültürel olarak dünyadan koptuğu bir dönemde, Saray’ın bu kopuşu sanatsal bir metot olarak benimsemesidir.

İsmail Saray, SALT, 2018, (ön kapak), Tasarım: Okay Karadayılar

İsmail Saray’ın sanat hayatı, onun ve Türkiye’nin 1970’ler ve takip eden yıllarda içinde bulunduğu durumdan ayrı düşünülemez. 1943’te Kütahya’da doğan ve bazı kaynaklarca “Kütahyalı Hippi” olarak anılan Saray’ın Londra ile olan bağlantısı 1980’de temelli olarak oraya taşınmasından önce kurulur. Hippi olarak anılmasının sebebini ise kendisi şu sözleri ile özetler “Biz gençlere ne kadar güvenirsek o derece kardeşçe büyürler. Çoğu insan bunun farkında değil maalesef. Bu bütünlük içinde yetiştiğim için herkese kardeşim gibi bakıyorum. Hippilik biraz da bu zamanlardan başladı.”1 Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nden mezun olan Saray, 1968’de devlet bursuyla öğrenimine Londra’da devam eder. 1970’te Saint Martin’s School of Art’ta heykel dalında lisansüstü sertifika programını tamamlayıp 1973’te Royal College of Art’tan aynı dalda yüksek lisans derecesini alır. 1973’te Türkiye’ye dönüp, aldığı burs karşılığı zorunlu hizmet görevi için devlet tarafından Samsun Eğitim Enstitüsü’ne atanması ile onun bir duruşa dönüşecek olan değişimi başlamış olur.2 Sanatla dolu eğitim hayatının çoğunu Londra’da geçiren Saray’ın eserleri ise inanmadıklarını eleştirdiği bir pratik haline gelir ve şekillenir. Peki nedir onu temelli Londra’ya gönderen ve İsmail Saray’ın sanatsal pratiğinin merkezine oturan? Onun muhalif kimliğinin sanatı ile birleşmesini ve pekişmesini sağlayan şey, 12 Eylül 1980 darbesi olur.

12 Eylül 1980 askeri darbesi, parlamentonun lağvedildiği, anayasal hakların askıya alındığı ve sıkıyönetim rejimiyle birlikte toplumsal yaşamın sert biçimde denetim altına alındığı karanlık bir dönemin başlangıcıdır. Bu süreçte sivil toplum örgütleri ve siyasi yapılar dağıtılır, ifade ve örgütlenme özgürlüğü ağır biçimde sınırlandırılır. Yaygın gözaltılar, tutuklamalar ve baskıcı uygulamalarla şekillenen bu ortamda, düşünce üretimi ve kamusal tartışma neredeyse imkânsız hâle gelirken fikir özgürlüğü ile birlikte, sanat ve kültür alanı da yoğun sansür ve ideolojik denetim altına alınır.3 Darbe sonrası kurulan otoriter yapı, sanatı kolektif ve toplumsal bir ifade alanı olmaktan uzaklaştırarak bireysel içe kapanmaya zorlar; sergiler, yayınlar ve sanatsal üretim süreçleri üzerinde ağır bir baskı oluşturur. Üniversiteler ve kültür kurumları, merkeziyetçi ve muhafazakâr politikalarla yeniden yapılandırılırken, eleştirel düşünce sistematik biçimde bastırılır; kitap toplatmalar, yasaklanan filmler ve kapatılan sergilerle sanatın kamusal görünürlüğü ciddi ölçüde daraltılır. Bu koşullar, yalnızca sanat üretimini değil, sanatçının toplumsal rolünü de derinden sarsarak kültürel alanda uzun süreli bir suskunluk yaratır.4

İsmail Saray

Saray, tüm bu 12 Eylül Darbesi döneminde akademi ve sanat ortamlarında artan muhafazakârlık ve siyasi tedirginlik ile başka bir eğitim kurumuna tayin talebinin süresiz olarak ertelenmesinden ötürü 1980’de temelli Londra’ya yerleşir.2 Saray’ın tüm bu sınırlandırılmış ortamdan Londra’ya gidişi zorunda kalınmış değil tercih edilmiş bir sürgün, bir duruştur. Bu sayede eleştirel bakış açısını özgürce yansıtabilir. Bu durum belki de kalıp burada savaşmak fakat üretememek mi yoksa gitmek fakat sanatıyla, getirdiği eleştiriyle muhalif kalmak mı sorusunun onun için yanıtıdır. İngiltere’ye gidişini ise şu sözleri ile özetler “Atamamı merkeze almışlardı ve Samsun Eğitim Enstitüsünde artık eğitim veremiyordum. Atamam durdurulmuştu. Beni başka bir yere atamaları gerekiyordu. … Zaman içinde farklı durumlar ortaya çıkacaktı. Pek çok insan tutuklanmaya başlamıştı. Kalan arkadaşlarım içinde aileleri dağılan kişiler de vardı. Biz de karar verdik ve eşim İngiliz olduğu için İngiltere’ye gittik.” Bu ortam, Saray’ın gittikçe artan muhalif ve toplumsal meselelere karşı eleştirel pratiğinin pekişmekte olduğu bir dönemin de tetikleyicisidir.  Saray, 1980 ve 1993 yılları arasında Türkiye’ye çektiği postalar aracılığıyla Türkiye’deki sanat sergilerine katılmaya devam eder. 1980 yılında Türkiye’den ayrılışının ardından Türkiye’ye ilk gelişi, 1992’de MSÜ İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde düzenlenen Sanat, Texnh sergisi için olur. 1980 sonrası Türkiye’sinde arkadaşlarının öldürülmesi, işkence görmesi yüzünden sanata olan bakış açısını da değiştirir ve 1993’den 2010’a kadar kendisini sanatçı hakları mücadelesine adayarak 17 yıl boyunca hiçbir iş üretmez.Fakat İsmail Saray’ın eleştirisi yalnızca Türkiye’ye değildir, 1982’de eşi Jenni Boswell-Jones ve sanatçı Roderick Coyne ile AND adlı sanat dergisini çıkarır, Sanatçılar Sendikası’na üye olur; 1979, 1990 yılları arası Birleşik Krallık’ın başbakanı olan ve 1975, 1990 yılları arası Muhafazakar Parti’nin başkanı olan Margaret Thatcher karşıtı politikada söz söylerken, sözünü sanatına dahil edecek müdahalelerde de bulunur.5

Saray, hayatının tüm bu dönemlerinde, farklı medyumlarla pek çok anlamlı iş üretir. Enstitüdeyken resme ek olarak grafik, modelaj, heykel, serigrafi, gravür, linolyum baskı resim teknikleri ve sair tekniklere dair eğitim alan, ardından her tür teknik ve malzemeyle çalışan sanatçı, farklı medyumlarla çalışmanın çok yararını gördüğünü söylüyor yıllar sonra.6 Fakat tüm bu teknik çeşitliliklere rağmen Saray’ın üretim pratiğini medyumlarla sınırlanmaktan ziyade onu, ele almak istediği kavramı en iyi karşılayacak medyumu kullanan başarılı bir kavramsal sanatçı olarak görmek daha doğru. Çünkü Saray’ın üretimleri, estetik bir zevk unsuru değil onun düşünce sistemini yansıttığı bir dil. O, sanatsal üretimlerine yansıyan ve kavramsal sanatının da temelini oluşturan politik duruşunu şu sözleri ile pekiştirir, “Gerçekten susanların susmaması gerekiyor. İngiltere’de de benzer unutkanlıklarla karşılaşıyoruz. Herkesin içinde bulunduğu duruma tepki vermesi gerekli. Öyle bir serbesti içinde bulunmayan insanlar kendilerini sınırlandırırlar. Sosyal gruplar içinde yansıma yoksa demek ki bir problem var.”7 sanatını da susmadığı, bu suskunluğa karşı geldiği bir dil olarak kullanır. Onun artan politik dili 1980’lerde darbe ile birlikte pekişse de darbe öncesi dönemde de duruşunu koruduğunu görürüz. 1970 itibari ve özellikle 1980 sonrası yaşananlara eleştirel bir bakışı getirmeyi her defasında başaran Saray’ın kavramsal işleri onun kişiliğinin birebir yansımalarıdır, hatta sadece kişiliğinin yansıması değildir, eserlerinde kendi otoportrelerini kullandığı da görülür.

İsmail Saray, Elektrikli Battaniye, 1971, İngiltere’den Sevgilerle, İsmail Saray, SALT Ulus, 2014-15, Fotoğraf: Cemil Batur Gökçeer

Bunlardan biri olan, 1971’de ürettiği Elektrikli Battaniye adlı eserinde kendi imgesini kullanır, yerleştirmeye düşük rezistansla çalışan kablolar da dahil eder. Hem sıcaklık hissini hem de taşıdıkları iki yüz yirmi voltluk elektrik nedeniyle tehditkârlığı bir arada barındıran iş de devlet eliyle meşrulaştırılan işkence yöntemlerine atıfta bulunur. Saray’ın çoğaltılan yüzünün görüntüsü ve bu görüntüyü tekrarlayarak yaratılan sürekli sıkıştırılıyor olma hissi altı fotoğrafın yan yana olmasıyla görselleşir. Saray, Elektrikli Battaniye’nin sıcak ve evi anımsatan ismiyle bu sıcak ismin ısınma dışında kullanıldığı anda yol açabileceği felaketin altını çizer.8 

İsmail Saray, İsimsiz, 2. Yeni Eğilimler Sergisi’nden görünüm, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, 1979, SALT Araştırma, Ahmet Öktem Arşivi

Saray, 1979’da davet edildiği “2. Yeni Eğilimler” sergisi için bir enstalasyon ve ona dahil olan izleyicilerin de alabildiği bir sanatçı kitabı üretir. Sanatçının hazırladığı “Yeni Eğilimler” kitapçığının kapağında, 1977’de Taksim Meydanı’nda gerçekleşen ve 34 kişinin katledildiği Kanlı 1 Mayıs’a ait bir fotoğraf serigrafi baskısı bulunur, arka kapağında ise yine buluntu bir fotoğraf olan ve üzerinde savaş uçakları olan bir görsel vardır. Kitapçığın içinde ise, yine serigrafi baskı metin ile hayali işkence yöntemlerinin tanımlamaları, dünya liderlerinin el sıkışırken çekilmiş fotoğrafları, savaş görüntüleri ve TBMM’de küfreden politikacıların alıntıları vardır.8 İki görselin arasına sıkıştırılmış olan şiddeti hayal eden ve çağıran kelimeler, aynı Saray'ın seçtiği yol gibi duruş sergiler.

   İsmail Saray, İsimsiz, 1983, SALT Araştırma

Hemen darbe sonrası ürettiği 1983 yapımı eseri İsimsiz’de dört adet asker imgesinin yan yana cam üzerinde sergilenmesi gibi Türkiye merkezli eleştiriler ile birlikte 1990 yılındaki "Büyük Sergi 2"deki "İngiltere'den Sevgilerle: Avrupa’nın Ezgisi" işi için çektiği ve sokaklardan yiyecek, içecek, eşya toplayan insanları görünür hale getirdiği fotoğraflar da onun yalnızca Türkiye ile değil inanmadıkları ve susmak istemedikleri ile ilgilendiği ve onlara karşı ses çıkardığının yansımalarıdır.

Saray, 1990, Büyük Sergi 2’deki "İngiltere'den Sevgilerle: Avrupa’nın Ezgisi" işi için çektiği fotoğraflar, SALT Araştırma 

Saray 1980 sonrası eser üretme pratiğinde farklı bir yönelime doğru yol alır. Fiziken Türkiye dışında kalmayı seçmiş olsa da 1980 ve 1993 yılları arasında Türkiye’ye çektiği postalar aracılığıyla Türkiye’deki sanat sergilerine katılmaya devam eden Saray, ruhen ve sanatsal olarak hala Türkiye’dedir. Vasıf Kortun’un, İngiltere’den Sevgilerle başlıklı sergi özelinde verdiği röportajda da belirttiği üzere sanatçının özellikle 1980 sonrası dönemde Türkiye’de üretilen bazı işleri, sanatçı arkadaşlarına işlerin nasıl üretilmeleri gerektiğini anlattığı çizim ve mektupları yollaması sonucu onların müdahalesi ile üretilir aynı 1989 senesinde üretilen Satılmış Topraklar adlı eseri gibi. Salt’ın Saray adına yürüttüğü arşivde eserin üretimi için oluşturduğu eskizler, Serhat Kiraz ve Bülent Erkmen’e nasıl üretileceğine dair yolladığı mektuplar da vardır. Ben bunu yalnızca mesafenin getirdiği bir zorunda kalma durumu olarak okumuyorum. Çünkü Saray’ın hayatındaki gelişmeler de aynı bunun gibi yalnızca bir zorunda kalma durumu değil bilinçli birer tercih. Zira Türkiye’den gitmeyi seçmiş bir sanatçı Türkiye’nin sanatsal ortamına girmemeyi de seçebilecekken o bunu yapmayıp, üretimine devam eder. Bu durumun onun sanatsal pratiğindeki konumu belki de şu şekilde okunabilir: Onun bu üretimi; meclis dışı güçlerin kontrolü bünyesindeki Türkiye’nin portresi ile paralellik gösterir. Saray’ın Londra’dan gönderdiği her talimatname, Türkiye’deki arkadaşları için hem bir sanatsal yönerge hem de bir disiplin protokolüdür. Adeta askeri yönetimin getirdiği disiplin ve kısıtlamaya bir göndermedir. Bu durum, Türkiye’nin o yıllardaki dışa bağımlı, merkeziyetçi ve 'yukarıdan aşağıya' işleyen askeri karar mekanizmalarının sanatsal bir simülasyonu olarak bile okunabilir. Sanatçı komut veren bir operatör konumunda adeta darbe sisteminin bir yansımasını sunar. Türkiye’nin fikir denetimlerinin en katı olduğu dönemde Saray, eseri değil eserin talimatını postalamıştır. Bu, dönemin sansür mekanizmalarına karşı yapılmış bir bilgi sızıntısı olarak da okunabilir. Onun talimatlarla yürüttüğü bu süreç aynı zamanda, Türkiye’nin siyasi kapalılığını ve otoriter hiyerarşisini ifşa eden radikal bir eylemdir. Sanatçının mevcudiyeti dışında eserin üretilmesi, "liderin" veya "merkezin" görünmez ama her zaman etkili olduğu bir sistemi de anımsatır. Saray “Kurumlar içinde yer alan mantıksız kurallar geleneğine karşıyım. Otoritenin uygulamaya çalıştığı iletişimsizliğe dayalı, çıkar ilişkisinin şekillendirdiği kurallara karşı çıkmak doğal. (…) Burada asıl derdim devlet kurumları ile. Vergisini veren biri olarak eşit koşullarda, yararlanmalardan hak alabilmeliyiz. Halkın adına karar veren insanlar subjektif olmamalı.”sözleri ile eleştirdiği devlet yapısını da özetler. Zaten onun arkadaşlarına eserlerinin kurallarını verdiği mektuplar da bu kurum ve devlet kurallarına karşı birer ironi değil midir?

Türkiye’nin göz ardı ettiği fakat Türkiye’yi göz ardı etmeyen İsmail Saray, 1970’lerde başlayan ve 1980 sonrası üretim metodu olarak farklı bir yöne yönelen fakat kimliğinden asla kopmayan sanat hayatı ile muhalif bir kavramsal sanatçı olarak Türk sanat tarihinde hak ettiği yeri almalı. Onun yaptığı her tercih bilinçlidir; Londra’ya taşınmasından, eserlerinin üretim metoduna ve kavramına, bir dönem üretmeyi bırakmasından, eserlerini arkadaşlarına ürettirmesine kadar her adımı bir zorunda kalınma durumu değil, sanatsal zekadır. Günümüzde hala hayatta olan Saray belki de hakkında yazılan bu yazılarla tarihsel bir gecikmenin telafisine sahip olmuştur ve muhalif kimliği ile başarmaya çalıştığı şeyi biraz da olsa başarmıştır. 


Referanslar

1 Bonpurloryan, “Kütahyalı Hippi: İsmail Saray’ın Sanat ve Mücadeleyle Dolu Yaşam Öyküsü,” Bon Purloryan, 6 Ekim 2014,   -bağlantı-

2SALT, “İsmail Saray,” saltonline.org, erişim tarihi 5 Ocak 2026, -bağlantı-                

3Anadolu Ajansı, “Demokrasinin Unutulmayan Kara Lekesi: 12 Eylül Darbesi,” -bağlantı-

4Sendika.org, “12 Eylül’ün Kültürel Yarası," -bağlantı-    

5Artful Living, “Sanat ile Hayatın Giriftliğinde: İsmail Saray’dan Sevgilerle," -bağlantı-   

6Bianet, “Zamanın Ötesinde Üreten Bir Sanatçı: İsmail Saray,” -bağlantı- 

7Artful Living, “Tersten Okuma Pratiğinde Süren Sanat Yaşamı,” -bağlantı-      

8Unlimited Rag, “Zaman Ötesi Bir Eylem Planı,” -bağlantı- 

9Evrensel, “Eserler Toplumdan Uzakta Hıçkırıyor,” -bağlantı-                                                       

 



Diğer Yazıları

En Çok Okunanlar

Bizi Whatsapp'ta takip edin