b88c0935-8d7e-4e35-8f3b-68671a054abf.jpg

Bir Hayatın Geri Alınışı: Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri

Duygu Aydemir

bir saat önce

Édouard Louis’nin annesi Monique’in hayatından yola çıkan eser, Onur Ünsal’ın güçlü performansıyla Müzede Sahne’de yeni bir sahne dili kazanıyor.

Perde açıldığında bir kadının hayatına değil, yıllar boyunca tekrar edilmiş hareketlerin içine giriyoruz. Yemek hazırlamak, masayı toplamak, çamaşır yıkamak, ütülemek, temizlemek… Aynı sıra, aynı hareketler, aynı yorgunluk. Gündelik hayatın sıradanlığı tekrarlandıkça çözülüyor; görünmeyen emeğin bir insanın hayatından neleri eksilttiği belirginleşiyor.

Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri, büyük bir kopuştan önce biriken küçük vazgeçişleri ve ardından insanın kendi hayatına doğru attığı kararlı adımları sahneye taşıyor. Édouard Louis’nin annesi Monique’in hikayesi, geçmişte kalmış kapalı bir aile anlatısı olarak durmuyor. Sahneye çıktığı anda, dünyanın farklı şehirlerinde benzer hayatların içinde duyulan ortak bir sese dönüşüyor.

Bir Fotoğrafın Açtığı Kapı

Édouard Louis’nin daha sonra tiyatroya uyarlanan otobiyografik anlatısı, 2021’de Fransa’da Combats et métamorphoses d’une femme (Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri) adıyla kitap olarak yayımlanıyor. Louis, annesinin gençliğinde kendi fotoğraf makinesiyle çektiği bir fotoğraftan yola çıkıyor. Henüz evlilikler, çocuklar ve bitmeyen ev işleriyle kuşatılmamış genç bir kadın var bu karede: neşeli, özgür ve hayalleri olan biri. Fotoğrafa bakarken, annesinin kendisi doğmadan önce özgür ve mutlu olduğunu nasıl unutabildiğini sorguluyor.

Édouard Louis, Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri, Çeviri: Ayberk Erkay, Can Yayınları, 80 Sayfa

Fotoğraf burada bir hatıradan fazlası. Monique’in kim olduğunu değil, kim olabileceğini de gösteren bir kanıt gibi duruyor. Ardından gelen hayat, bu genç kadını yavaş yavaş silikleştiriyor. İki evlilik, beş çocuk, ekonomik sıkışmışlık ve evin hiç bitmeyen işleri…

Louis, annesinin hayatını ağır bir duygusallığa ya da kahramanlık anlatısına dönüştürmeden aktarıyor. Özgürlük de tek hamlede açılan bir kapı olarak gösterilmiyor; yıllarca daraltılmış bir hayatın içinde adım adım genişleyen bir alana dönüşüyor.

Metinden Sahneye

Eser, Ayberk Erkay’ın çevirisiyle 2024’te Türkçede yayımlanıyor ve aynı çeviri Moda Sahnesi yapımının temelini oluşturuyor. Erkay’ın Türkçesi, Louis’nin yalın ve doğrudan anlatımını koruyor. Cümleler kendilerini göstermeye çalışmıyor; taşıdıkları hayatı görünür kılıyor.

Müzede Sahne kapsamındaki gösterimden önce düzenlenen Fuayede Karşılaşmalar’da Ayberk Erkay’ın Louis’nin edebiyatı ve bu metinlerin sahneyle ilişkisine dair anlattıkları da oyunu izlemek için önemli bir eşik açtı. Okurun zihninde sınırsız bir alan kurabilen anlatı, sahnede oyuncunun bedeni, sesi ve hareketleriyle somutlaşıyor.

Kemal Aydoğan’ın rejisi, metni açıklamak yerine içindeki tekrarları sahnenin temel hareketine dönüştürüyor. Ev işleri küçük gündelik eylemler olarak kalmıyor; oyunun ritmini kuran bir koreografiye dönüşüyor. Hareketler tekrarlandıkça seyirci yapılan işi değil, o işin içinde geçen zamanı görmeye başlıyor.

Bengi Günay’ın dekoru ve İrfan Varlı’nın ışık tasarımı sahnenin fiziksel dünyasını kurarken, Ecem Dilan Köse’nin üstlendiği görsel tasarım da Onur Ünsal’ın sahnede gerçekleştirdiği gündelik işleri kamerayla yakından izleyip perdeye taşıyan görüntülerle oyunun hafıza katmanını genişletiyor.

Onur Ünsal, tek kişilik performansında Monique’i taklit etmeye ya da kadınlığı belirgin jestlerle canlandırmaya çalışmıyor. Anlatıcı, oğul ve anne arasında son derece doğal geçişler kurarken Monique’in yıllara yayılan emeğini, yorgunluğunu, neşesini ve özgürleşme arzusunu; gündelik işlerin tekrarı, küçük hareketler ve sesindeki değişimlerle görünür kılıyor. Bu ölçülü oyunculuk, oyunun en güçlü yanlarından birine dönüşüyor.

Ünsal, metindeki acıyı küçültmeden, seyircinin duygusunu zorlamadan oynuyor. Mizaha açılan anlarla karanlık bölümleri aynı sahicilik içinde tutuyor. Oyunculuğu hikayenin önüne geçmiyor; hikayenin beden bulmasını sağlıyor.

Dönüşüm İçin Doğru Bir Sahne

Oyun, Sakıp Sabancı Müzesi’nin Sabancı Vakfı’nın katkılarıyla düzenlediği Müzede Sahne’nin onuncu yılında, “Oyunlarla Dönüşüm” temalı programın açılış akşamında seyirciyle buluştu.

Ayşe Draz’ın sanat yönetmenliğini üstlendiği programın bu yapıma yer vermesi son derece isabetli. Monique’in duygusal ve bedensel değişimi, oyuncunun sahnede geçirdiği dönüşümle birleşiyor. Edebi metin tiyatroya, müzenin bahçesi sahneye, izleyici ise bu hayatın tanığına dönüşüyor.

Boğaz’a açılan Fıstıklı Teras’ta, açık havada izlenen oyun mekanla da farklı bir ilişki kuruyor. Monique’in yıllarca kapalı kalan hayatı anlatılırken sahnenin ardındaki geniş manzara, dönüşümün ve yeni bir başlangıcın mümkün olduğuna dair güçlü bir görsel karşılık oluşturuyor.

Hikaye Fransa’nın düşük gelirli bir kasabasında başlasa da İstanbul’daki seyirciye uzak gelmiyor. Çünkü bir kadının evin içinde giderek görünmezleşmesi, emeğinin doğal bir görev gibi kabul edilmesi ve kendi hayatına ancak yıllar sonra yaklaşabilmesi tek bir coğrafyaya ait değil.

Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri sona erdiğinde geriye görkemli bir zaferden çok, daha kalıcı bir düşünce bırakıyor: İnsan, uzun zaman önce kendisine ait olduğunu unuttuğu hayatı yeniden sahiplenebilir. Çünkü özgürlük bazen büyük bir kopuşla değil, yıllardır tekrarlanan bir hareketi artık yapmamaya karar vermekle başlar.

 

 



En Çok Okunanlar

Bizi Whatsapp'ta takip edin