Kapak: Jeff Koons, Apollo, 2022
Son yılların en gözde yaz rotalarından biri olan Hydra, ilk bakışta masmavi denizi ve taş evleriyle büyülüyor. Ancak onu diğer adalardan ayıran asıl özellik, koruduğu kültürel mirası ve sanatla kurduğu derin bağ. 1821 Yunan Bağımsızlık Savaşı’nda ülkenin en önemli denizcilik merkezlerinden biri olan bu küçük ada, bugün dünyanın en ilham verici sanat destinasyonlarından biri olarak tanınıyor. Atina’ya en yakın adalardan biri olan Hydra’ya, Pire Limanı’ndan yaklaşık bir saatlik feribot yolculuğuyla ulaşılabiliyor.
Hydra’nın uluslararası sanat dünyasında tanınması, 1960 yılında Kanadalı şair ve müzisyen Leonard Cohen’in adadan bir ev satın almasıyla başlıyor. Cohen, The Favourite Game romanını ve Flowers for Hitler şiir kitabını burada tamamlıyor; "Bird on the Wire", "So Long, Marianne" ve "Hey, That’s No Way to Say Goodbye" gibi bugün klasikleşen şarkılarını da bu adada yazıyor. Hydra’da tanıştığı Norveçli Marianne Ihlen ile yaşadığı aşk ise bugün hâlâ adanın en romantik hikâyelerinden biri olarak anlatılıyor. Cohen’in ardından ada, ressamlar, yazarlar ve müzisyenler için bir ilham merkezine dönüşüyor. Yunanistan’ın en önemli ressamlarından Nikos Hadjikyriakos-Ghika da uzun yıllar burada yaşayarak çok sayıda eser üretiyor ve adanın sanatla özdeşleşen kimliğinin şekillenmesinde önemli bir rol oynuyor. Aynı dönemde Sophia Loren’in başrolünde yer aldığı Boy on a Dolphin filminin burada çekilmesi ile ada, uluslararası sinema dünyasının da dikkatini çeker hâle geliyor.

Hydra’nın sanatla ilişkisi geçmişte kalmıyor. Çağdaş sanat kurumu DESTE Foundation, 2008 yılından bu yana adadaki eski mezbahayı her yaz uluslararası çağdaş sanat sergilerine ev sahipliği yapan etkileyici bir sanat mekânına dönüştürüyor. Jeff Koons’un Apollo adlı eseri de ilk kez 2022 yılında burada sergilendikten sonra sanatçı tarafından adaya bağışlanıyor. Bu eser zamanla Hydra’nın sanatsal kimliğiyle özdeşleşen önemli bir çağdaş sanat yapıtı hâline geliyor. Bu yıl ise Jamaika doğumlu sanatçı Nari Ward’ın "Until That Day" başlıklı sergisi, 31 Ekim’e kadar ziyaret edilebilir. Yunanistan’da yaşayan Afrika kökenli toplulukların kültürel ve sosyal gerçeklerine odaklanan sergi, adanın güncel sanat üretimine verdiği destekle de öne çıktığını gösteriyor.

Nari Ward'ın Until That Day adlı sergisinin yerleştirme görünümü, Deste Foundation Project Space, Hydra, 2026. Fotoğraf: Defne Uzelli.
Belki de bu adanın sanatçılara bu kadar ilham olmasının sebeplerinden biri Hydra’daki sakin yaşam biçimi. Adada motorlu araçlara izin verilmediği için ulaşım ancak yürüyerek, eşeklerle ya da deniz taksileriyle sağlanıyor. Kornaların, trafiğin ve şehir gürültüsünün olmadığı bu atmosfer, onlarca yıldır sanatçıların üretmek ve ilham almak için tercih ettiği bir kaçış noktası hâline geliyor. Bu adada sanat yalnızca galerilerde değil, gündelik yaşamın içinde de hissediliyor.

Nari Ward'ın Until That Day adlı sergisinin yerleştirme görünümü, Deste Foundation Project Space, Hydra, 2026. Fotoğraf: Defne Uzelli.
Son dönemde sıkça konuşulan sessiz lüks anlayışı ise Hydra’da kendini en doğal hâliyle hissettiriyor. Gösterişli plajlar, lüks restoranlar ve yüksek sesli eğlence yerine; sokak aralarındaki küçük tavernalar, gün batımını izleyebileceğiniz restoranlar, arabasız sessiz sokaklar ve acele etmeyen bir yaşam insanı karşılıyor. Burada lüks, ihtişamdan değil; sadelikten ve kültürle iç içe olabilmekten geliyor.

Nari Ward, Travel Flag (Below), 2026. Fotoğraf: Zeynep Çelik.
Bu yüzden Hydra yalnızca güzel bir yaz adası değil; ilham almak, yavaşlamak ve sanatın gündelik yaşamın doğal bir parçası hâline geldiği atmosferi deneyimlemek için insanın tekrar tekrar dönmek isteyeceği destinasyonlardan biri. Çünkü Hydra’da insan sadece bir adayı değil, yaşamın daha yavaş ve daha yaratıcı bir hâlini de keşfediyor.
selin tavukcuoglu
cok guzel ve akici anlatmissiniz tesekkur ederizÇiğdem Çelik
Çok güzel ve bilgilendirici bir yazı olmuş . 👏🏼👏🏼👏🏼👏🏼👏🏼