İstanbul’un çağdaş sanat takvimini bahar enerjisiyle tazeleyen CI Bloom, 5. edisyonunu geride bıraktı. Yerel sanat ekosisteminin en güncel üretimlerini bir araya getiren fuar, bu yıl özellikle keşif ve yenilik temaları etrafında şekillenerek beklenmedik karşılaşmalara ev sahipliği yaptı. 28 galeri ve 4 inisiyatifin katılımıyla gerçekleşen organizasyonun ardından hafızalarda kalan ise sadece renkli sahneler değil; koleksiyonerlerin radarına giren, sanatsal çıtayı yükselten ve fuarın ruhunu özetleyen o kült eserler oldu.
İşte CI Bloom 5. edisyonunda mutlaka yakından incelenmesi gereken, fuarın ruhunu en iyi temsil eden öne çıkan eserler:

Azade Köker, Karnaval II, 2026, Tuval üzerine karışık teknik, 200 x 140 cm. Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz
Azade Köker’in üretimi, kadın cinsiyeti, kimliği ve bedeni üzerine yönelttiği sorgulamaları derinleştirirken, sanatçının kendi ifadesiyle merkezine aldığı mesele şu temel çelişki etrafında şekillenir: “Dünya ve yaşamın doğuşuna kaynaklık eden güçte bir dişil enerji nasıl oluyor da toplumsal düzende kayboluyor? Onu susturan, sınırlandıran ve edilgen kılan mekanizmalar nelerdir?"
Köker, Karnaval serisinde domestikleştirilmiş kadını kendi habitatı içinde ele alır. Sanatçının pratiğinde doğa ve onun unsurlarından kadın figürüne doğru belirgin bir geçiş gözlemlenir; bu bağlamda kadın, yalnızca doğanın bir parçası olarak değil, aynı zamanda onun kurucu ve yaratıcı gücü olarak konumlandırılır.

Canan Tolon, Untitled 1.1,2026, Tuval üzerine pas, pigment ve akrilik, 172.5 x 162.5
Lekeler, izler ve rastgele boya birikintileriyle oluşturduğu kompozisyonlarıyla Canan Tolon, izleyicisinin zihninde oluşanlar ile çalışmalarının sürekli bir devinim içinde olduğu eserler üretir. Mükemmel olanın ancak şansla gerçekleşebileceğine olan inançla oluşturduğu soyut kompozisyonlar, tuval üzerine izlerini bırakması için konan metal parçalarının suyla ve hava olaylarıyla birleşerek öngörülmesi zor pas lekelerini yüzeye geçirmesiyle oluşur. Sanatçının tuval üzerinde başlattığı süreçlerin hava hareketleri, kirlilik, nem, ısı değişimi ve rüzgâr gibi kontrol dışında olanın bir kaydı olarak okunabilecek işlerinde ve dışarısının koşullarına bağlı olmayı kucakladığı pratiğinde Tolon, eserlerini kimyasal süreçler, şans ve beklemeyle örer. Ortaya çıkan
formlar serbest çağrışım davetiyle karşısındakiyle sürekli bir diyalog hâlinde olmayı sürdürür.

Bahadır Baruter, Şişkolar II, Bronze, 89 x 63 x 51 cm
Bahadır Baruter, karikatür pratiğinin getirdiği keskin gözlem yeteneğini heykel sanatının anıtsal diliyle buluşturuyor. Sanatçının bronzdan dökme “Şişko Balerin” figürü, klasik estetik normlarına ve disipline edilmiş beden algısına yönelik sarsıcı bir eleştiri sunuyor. Hafiflik ve zariflik simgesi olan balerin imgesini, bronzun ağırlığı ve obezitenin fiziksel hacmiyle çarpıştıran Baruter; izleyiciyi yerçekimi ile arzu, toplumsal kalıplar ile bireysel gerçeklik arasındaki o trajikomik gerilimle yüzleştiriyor.

Erol Eskici, Petrifakasyon, 2026, Kağıt üzerine yağlı boya, 77 x 57 cm
Erol Eskici'nin kabuk, yaprak ya da mineral formlarını andıran bu şekilleri sabitlikten uzaktır; tek bir kategoriye ait olmaktan kaçınır. Bu belirsizlik, eserin temel dinamiğini oluşturur. Form organik olanın minerale dönüştüğü bir eşikte belirir. Burada söz konusu olan temsil değil, doğrudan bir oluş hâlidir. Tekrar eden kıvrımlar, yelpazesel açılımlar ve zar benzeri yüzeyler, işler arasında görsel bir süreklilik kurar. Ancak bu tekrarlar sabit bir düzen oluşturmaz; varyasyon ve yeniden birleşim yoluyla sürekli genişleyen bir görsel alan üretir.

Ali Şentürk, Sessizliğin Kalabalık Atlası, 2024, Fiber heykel, 150 x 150 x 30 cm, Ed. 5 + 1 AP
Ali Şentürk'ün 5. CI Bloom kapsamında, Are Projects'in standında sergilenen eseri "Sessizliğin Kalabalık Atlası", giderek yaygınlaşan bir duyarsızlık hâlinin eşiğinde, bastırılmış ve ertelenmiş duygulara alan açan bir duvar heykeli olarak ortaya çıkar. Suretlerin tekrarı ve aynalanmasıyla tekil olanı çözen deseni, izleyiciyi parçalanmış ama ortak bir hissedişin içine davet eder. Eser ilk bakışta dingin görünür; oysa yüzeyinde dolaşan ritim, içeride biriken yoğunluğu daimi bir devinim içine sokar. İfadesiz ve kimliksiz, mimikten ve bireysel özelliklerden arınmış bu yüzler, duyguyu temsil etmek yerine onu taşıyan bir zemin hâline gelir. Heykel, böylece, sessizliğin içinde çoğalan bir kalabalığı, adı konulamayan, fakat paylaşılan bir iç titreşimi görünür kılar.

Leyla Borovalı, Vessel 28, 2025, Seramik, 27 x ø 25 & 39 cm
Leyla Borovalı’nın sanatsal pratiği, Akdeniz’in köklü kültürel belleğinde yer eden ipek yorganlar ve zarif iğne oyaları gibi zengin tekstil mirasından beslenir. Sanatçı, bu geleneksel dokuların taşıdığı duygusal derinliği ve görsel zenginliği, seramiğin kendine has disiplini ve diliyle yeniden yorumlar. El emeğiyle işlenen desenlerin ardındaki sabır ve tutku dolu hikâyeler, seramiğin yüksek ısılı fırınlarda kazandığı o kırılgan kalıcılıkla bütünleşir.
Bu yaratım süreci, sadece bir form aktarımı değil; aynı zamanda kolektif bellek ile fiziksel malzeme arasında kurulan dokunsal bir köprü niteliğindedir. Bir kumaşın akışkan yumuşaklığı ve geçici doğası, kilin dirençli ve sert formunda somutlaşarak zamana meydan okuyan yeni bir varoluş biçimi kazanır. Böylece geçmişin ince dokunuşları, seramiğin soğuk yüzeyinde sıcak ve kalıcı bir anlatıya dönüşür.

Onur Kaymak, Kopuş I, 2026, Kağıt üzerine kara kalem
Onur Kaymak "Kopuş" serisinde gündelik hayatta karşısına çıkan nesnelerin dönüşümü üzerinden şekillenen, dil ve anlam arasındaki ilişkiyi sorgulayan şiirsel bir araştırma alanı oluşturur. Özellikle trafik işaretleri ve yönlendirme tabelaları gibi işlevsel öğeleri ele alarak, bunları bağlamlarından koparıp su yüzeyinde balon harfler aracılığıyla yeniden kurgulanır. “Dead End” ve “Way Out” gibi ifadeler, ilk bakışta yön gösteren net anlamlar taşırken, suyun üzerinde dağılmaya başlayan harflerle birlikte bu anlamlarını yitirir ve daha çok kırılgan, geçici ve yoruma açık bir yapıya dönüşür. Bu süreçte dilin kesinliği çözülürken, kelimeler fonksiyonel bir araç olmaktan çıkıp şiirsel ve düşünsel bir zemine kayar; böylece izleyiciye anlamın sabit değil, sürekli değişen ve parçalanabilen bir yapı olduğunu hatırlatan bir deneyim sunulur.

Fırat Koç, Algı, 2026, Tuval üzerine yağlıboğa ve akrilik, 210 x 140
Kişinin ifadesel dışavurumunu semboller aracılığıyla derinleştirerek öyküsel resimler üreten Fırat Koç, son dönemlerde üretmekte olduğu “Algılayış” serisinde, bireyin kendi kavrayışı içinde kurduğu evrende nesnelerin, öznelerin, yaşanmışlıkların ve hatta diyalogların kendi başlarına bağımsız ve değişmez bir gerçekliğe sahip olmaması fikrini ele alıyor. Sanatçı bu seride, kişinin algısı doğrultusunda şekillenen bu öznel dünyada, var olan her unsurun anlamının yine aynı algı tarafından belirlendiğini ve bu nedenle gerçekliğin sabit değil, bireye bağlı olarak değişken bir yapı gösterdiğini vurguluyor.

Stela Vasileva, Exercise 1 & 2, 2019, 70 x 90 cm
Stela Vasileva’nın "Exercise" (2019) adlı eseri, figür ve mekân arasındaki ilişkiyi minimalist bir estetikle sorgulayan, izleyiciyi boşluğun ağırlığı üzerine düşünmeye davet eden etkileyici bir çalışmadır. Sanatçı, fotoğraf kağıdı üzerine renkli markörler kullanarak oluşturduğu bu kompozisyonda, bir grup insan figürünü bembeyaz, uçsuz bucaksız bir zemin üzerinde hareket halindeyken betimler. Figürlerin dinamik duruşları ve yere düşen keskin gölgeleri, sadece bir "egzersiz" anını değil, aynı zamanda bireyin topluluk içindeki yerini ve mekânsızlık içindeki yön bulma çabasını simgeler. Vasileva, gereksiz tüm detayları ayıklayarak dikkati ritme ve forma odaklar; bu durum, esere hem dingin bir disiplin hem de belirsiz bir sonsuzluk hissi katar.

Durmuş Bahar, Alice’in Büyülü Penceresi, 2026, 3D PLA Yüksek Rölyef + Fine Art Print, 140 cm x 120 cm x 30 cm, 1/1
"Alice’in Büyülü Penceresi" sembolik ve imgesel bir dille dijital sanat teknolojisiyle oluşturulmuş katmanlı bir anlatıdır. Merkez kompozisyondaki temalı Alice portresi, yüksek çözünürlüklü fine art print tekniği ile dijital ortamda kurgulanmıştır. Görseli çevreleyen gotik üsluptaki yüksek kabartmalı çerçeve ise 3D print teknolojisi kullanılarak üretilmiştir. Rölyefin baskı üretim malzemesi olarak çevre bilinci ön planda tutularak geri dönüştürülmüş malzemeler tercih edilmiştir.
Eser, konu itibarıyla da derin bir semboller bütünlüğünden oluşur. Dış çerçevedeki siyah, detaylı gotik yapı, içinde bulunduğumuz distopik dünyayı temsil ederken; merkezdeki renkli kompozisyon Alice’in renkli dünyasını, umudu ve hayal gücünün sınırsızlığını simgeler. Tavşan, mantar, saat ve iskambil kartları gibi Alice evrenine ait kült imgeleri, siyahın ağırlığından kurtulup renklerin büyüsüne kapılan bir geçiş süreci olarak kurgulanmıştır. Bu yönüyle eser, sadece bir görsel sunum değil, karanlıktan aydınlığa açılan metaforik bir penceredir.

Sedat Akdoğan, İnsanın Yaşadığı Yer Hakkında, 2025, Kağıt üzerine yağlı füzen, 70 x 90 cm
Gaston Bachelard’ın fenomenolojik yaklaşımından beslenen bu çalışma, insanın yaşadığı yeri bedenin ve ruhun katmanlaşmış bir uzantısı olarak ele alır. Resmin merkezinde sırt sırta duran iki çocuk figürü, saf varoluşun temsilcisidir. Onların zihin ve bedenlerinden yükselen organik form, doğanın insanı çevreleyen pasif bir kader değil, onunla birlikte nefes alan, dönüşen ve duyumsal sınırlarını genişleten ortak bir beden olduğunu gösterir. Aralarındaki ince boşlukta zaman akar; geçmişin kökleri ile geleceğin dalları aynı “yaşam yüzeyinde” buluşur. Mekân, çocukluğun hatırlandığı, bireyin kendisini her gün yeniden inşa ettiği bir hafıza durağıdır. Sonuç olarak “İnsanın Yaşadığı Yer”, varoluşun kendine temas ettiği, insanın köklerini hatırlayıp kendini yeniden inşa ettiği akışkan bir hafıza mekânına dönüşür.

Sefa Çakır, Korkular ve Hatıralar - Kapıyı Dışarıdan Kapattım Serisi, Kağıt üzerine marker kalem, 75cm x150cm x2- 151cm x 150cm
Sefa Çakır’ın “Kapıyı Dışarıdan Kapattım” serisi, sanatçıların genellikle gizli tuttukları dil ve yöntemlerin aksine, açık ve doğrudan bir anlatımla izleyiciye ulaşan, tedirginlik ve sıkışmışlık duygusunun hâkim olduğu bir dünyayı yansıtır. Çakır; gençler, çocuklar, yıkık yapılar ve melankolik manzaralar üzerinden, gerçekliğin eksik ve kırılgan yönlerini işlerken, koyu tonlar, sınırlı renk paleti ve “organik pikselleştirme” tekniğiyle güçlü bir görsel dil kurar. Figürlerle izleyici arasında doğrudan bir ilişki kuran bu çalışmalar, belgesel bir yaklaşımı aşarak özneye söz hakkı tanır ve şiirsel, sezgisel bir anlatıyla görünmeyen yaşantılara işaret eder. Seride yer alan büyük arı figürü ise çok katmanlı anlamlar taşıyarak tehditten ziyade umut ve süreklilik hissi yaratır; tüm bu unsurlar bir araya gelerek izleyiciye sanatçının kaygılarını ve bunları ifade etme biçimini içeriden deneyimleme imkânı sunar.
15 saat önce
Görüntünün İktidarı: Mutlu Aksu’nun “Reality Show” Sergisi Galeri 77’de Gerçekliği Sorguluyor
22 saat önce
25. Vehbi Koç Ödülü'nün Sahibi Canan Tolon Oldu
23 saat önce
Ege Boyunca Kurulan Sessiz Bağlar: "Bridges" Maslak 310'da
2 gün önce
Köklenme ile Uçuş Arasında: Pınar Yeğin’den “Unfolding - Before Flight”
2 gün önce
Marian Goodman'ın Koleksiyonu Christie's'de Satışa Çıkıyor