Kapak: Önceki Öncesizlik, 2025, Demir, 22 x 163 x 36 cm
Nokta, çoğu zaman bitişi temsil eden bir işaret olarak okunur. Oysa Neslihan Demircioğlu’nun “Nokta: Evrende Bir İz” başlıklı sergisinde, nokta; sona değil, varoluşun yoğunlaştığı bir merkeze karşılık gelir. Sergi, formu açıklamak ya da simgeyi tanımlamak yerine, bilincin katmanları arasında dolaşan bir düşünme alanı açar.
EKAV / Eğitim, Kültür ve Araştırma Vakfı ev sahipliğinde ve Derin Demircioğlu’nun küratörlüğünde gerçekleşen sergi, sanatçının uzun süredir sürdürdüğü sezgisel ve felsefi üretim hattında belirgin bir eşik oluşturur. Demircioğlu’nun pratiğinde nokta; zaman, mekân ve özne arasındaki sınırların askıya alındığı, dönüşümün mümkün hâle geldiği bir yoğunluk alanıdır.
Sonsuz Aşk, 2025, Porselen, 28 x 28 x 25 cm
Sergide yer alan heykeller, demir ve porselen gibi zıt malzemeler aracılığıyla makro evren ile insanın içsel alanı arasında bir gerilim kurarken bu gerilim, biçimsel bir karşıtlıktan çok, varoluşsal bir denge arayışına işaret eder. Ceylan, gül ve hibrit formlar ise anlatıyı simgesel düzlemde derinleştirerek, bilincin farklı hâllerine dair bir süreklilik önerir.
Neslihan Demircioğlu: Nokta benim için bütün sonların başı ve aynı zamanda başlangıçların da geleceğe atılan tohumu. Çünkü her şeyin sonlandığı yer aynı anda varlık bilincinin bir üst sarmalında başlangıçları da içeriyor ve hiçbir zaman akış halindeki varoluş aynı nokta olmuyor. Hep daha bilge, daha yoğun ve daha ileri bir bilinç ve sır bütünlüğü...
Noktayı derin bir sonsuzluk olarak görüyorum. Üst üste bütün noktalar sonsuzluğun derin bilgelik denizini oluşturuyor. Hep daha üst bir sarmaldan, üst bir bilinç alanından sonsuza açılan bir sır kapısı aynı zamanda. Tüm yaşamlardan alınan nokta, duygu kayıtları ile olgunlaşarak, derinleşerek, daha yüksek bir bilgelik sistemini oluşturuyor.
N.D.: Aslında ilk düşünce ve akış önce sezgisel olarak başlıyor. Bir sanatçı için sezgi ve ilham kanalı çok kıymetli. Ben hissi yakaladığım an yazmaya, çizmeye ve üretmeye başlıyorum. Sergiyle, konuyla ya da üretimimle ilgili o “ne yapma bilincini” yakaladığım anda akış ve ardından o konuda araştırmalarım ve okumalarım başlıyor. Ama çıkış noktası hissel bir süreç. Sonra mitoloji, tarih, bütün kadim bilgi, kutsal bilgiler kayıtlı yazılı kaynaklar ya da anlatılan söylenceler, bunların da araştırması benim için çok kıymetli oluyor.

Nokta Ötesi Sonsuz Aşk, 2025, Demir, 110 x 52 x 139
N.D.: Bazen eskizlerim şiir olarak ortaya çıkıyor. Bazı işlerimde ise aklıma gelen fikri yazıyor oluyorum. Ondan sonra o yazılara dönüp onları daha somutlaştırıyorum. Uygulamaya geçerken farklı bir değişim ve dönüşüm başlıyor. Örneğin demir kaynak yaparken, küçük eskizlerim ile başlıyorum, çalışırken akış ile detaylandırıyorum. Bu alanda özgür çalışmak çok daha heyecanlı oluyor. Ne çıkacağını önceden tahmin etmeden ama kalbimden bilerek çalışıyorum. Mesela önce bir şiir yazıp, o şiirin heykelini yapıyorum. Bu serginin de 6-7 tane şiiri var. Bazı işlerde ise küçük eskizleri ölçeklendirerek, üretim sırasında dönüşümüne izin vererek ilerliyorum.

Rüyanın Rüyası, 2025, Buluntu nesne & Porselen, 21 x 13 x 47 cm
N.D.: Ceylanı masumiyeti, saflığı, vicdan mekanizmasını temsil eden bir varlık ve ışığın elçisi olarak görüyorum. Benim için daha çok, ruhsal yükselişini tamamlamış bir varlık bilincinin ifadesi olduğu için çok kıymetli. Bu sergide de, her şeyi bütünde toplayan kaynak olan başın sonu dediğimiz yer, ceylanla başlıyor ve ceylanla bitiyor.
N.D.: Ben neredeyse bütün işlerime önce demirle çalışarak başlıyorum. Hep en uçta, en kavramsal, en düşünceyle ve kalbimle ulaşabileceğim felsefik noktaları demirle çalışıyorum. Çünkü özgürce çalışmak, o doğaçlama hali ile akışta olmak bana çok yaratıcı geliyor. Demirin dünyasal bir malzeme olmaması, onu eğip bükmek, ateşle şekil vermek ve istediğim formda kalabilmesi, demiri evrensel anlamdaki, akış halindeki o enerji alanını anlatmak için kullanmama sebep oluyor. Makro alemdeki düşsel hallerimi demir ile, mikro potansiyelde ise gönül ve aşk halini, tamamen anlayış olarak zıt bir malzeme olan porselen ile çalıştım. Porselendeki naiflik, şeffaflık, kırılgan ama güçlü yapı mikro alemdeki insan potansiyelini anlatıyor.
Heplik, hiçlik, yokluk sonra tekrardan kendine, gönüle dönüş... O gönüle dönüşü de porselenle çalıştım. İnsanın olması gereken ruhsal varlık haline gelişini, porselenin kırılganlığı, ışığı geçirgenliği ve saflığıyla ele aldım. Onun için iki zıt; makroda demirle, mikroda yani gönülde porselenle çalıştım.

İzim İzin Biz 1, 2025, Kâğıt üzerine mürekkep, 28 x 34 cm
N.D.: Aslında benim otuz beş senedir yaptığım eskiz çalışmalarım var. Mimarlık pratiğinden geliyorum biliyorsunuz, otuz beş senelik mimarım. Biz tabi bütün projelerde çizimleri rapido kalemleri ve mürekkep kullanarak çiziyorduk. Ben o zamandan beri mürekkebi de desen aracı olarak çok kullanıyordum. Su bazlı mürekkebi, doğal malzeme olduğu için kullanmak çok sevdiğim bir şey. Çünkü o doğadaki gücün ve enerjinin suyla iletildiğini düşünüyorum. Bu sergide küratörüm Derin Demircioğlu ve Sayın İnci Aksoy'un da yönlendirmeleriyle mürekkep desenlerim de sergide yer aldı.
N.D.: Benim sergilerim felsefik olarak birbirinin devamı niteliğinde oluyor. Sergi isimleri ise hep çok kıymetli olan yolculuğumu anlatıyor. İlk kişisel sergim "Gökler Kökler: İllüzyondan Hakikate", 2. kişisel sergim "NUHHUN, Manyetik Tufan", gök ve yerin bir arada dönüşümü ve bir üst platformda var oluşu, sonra "Zaman Ötesi Zaman, Sır Kapısı", zaman kapıları idi, ama ondan öte artık bu sergi ile Varoluş Nizamı dediğim noktaya geldim, orada bir kaynak enerji vardı ve son sergim olan ‘’ Nokta: Evrende bir İz’’ isimli sergim ile Ekavart Gallery’deyim.
O “Noktanın ve kaynağın ötesine nasıl geçilir, insan nedir, neden yaratıldı, niçin var, amacımız ne, kimiz, nereden geldik, nereye gidiyoruz?” sorularının ana cevabı sadece bu var oluş nizamının içinde kalamazdı. İnsan bu sergiyle beraber noktasal olarak genişleyerek başka var oluşlarda madde ve enerji olarak bilmediğimiz yeni tohumlar attı. Varlığın bilinci ile o tohumları yeşertip daha üst bilinç alanlarına, kâinatlar nizamında bütün yaratılmış olanın dışındaki aşka ulaşmak ve olay ufkuna varlık nizamlarının tüm yaşanmışlık kayıtlarını alan kara delikten ak deliğe çıkmaktı amaç.

Bulutun Derinliği 1, 2025, Kâğıt üzerine mürekkep, 20 x 15 cm
Derin Demircioğlu: Desenler, Neslihan Demircioğlu’nun sergisinde ilk kez yer alıyor. Ancak bu, sanatçının pratiğinde yeni bir üretim değil; aksine, geçmişten gelen yerleşik bir sürecin parçası. Bu nedenle desenleri heykellerden bağımsız düşünmek bizim için çok mümkün görünmedi. En başından itibaren, iki üretimin birlikte, aynı ortamda var olabileceği, iç içe geçerek kendilerini gösterebilecekleri bir yerleşim kurguladık.
Desenler, heykellerin düşünme ve yaratım sürecinin ayrılmaz bir parçası. Bu yüzden, iki üretimin aynı mekânda, hiyerarşik bir ilişki kurmadan; birbirinin önüne geçmeden ama birlikte ve bir düzen içinde yer almasını hayal ettik.
D.D: Pratikte her zaman bir süreklilik var. Genellikle benzer konuları yeniden ele alıyor, onları didikliyor; daha da derinine iniyor, bazen sağından, bazen solundan, önünden ya da arkasından bakıyoruz. Bu nedenle her üretim, bir öncekinin devamı gibi ilerliyor.
Yeni bir alana, bu sefer “noktaya” odaklanırken, hiçbir zaman geçmişteki üretimden uzaklaşmış olmuyor. Aksine, işler birbirinin üzerine binerek çoğalıyor, genişliyor ve gelişen bir pratiğe dönüşüyor.
Nokta: Evrende Bir İz - EkavArt Gallery - 20 Ocak / 20 Şubat 2026
Sergiyi ARTtv aracılığıyla izlemek için buraya tıklayın.