ekavbanner1.jpg.jpg

Çağdaş Sanatta Frida Kahlo'nun İzleri

Gönül Özgürel

10 saat önce

Tate Modern’de gerçekleşen “Frida: The Making of an Icon” başlıklı sergi, sanatçının kişisel yaşamındaki acılarını direnişe çeviren sanatıyla nasıl küresel bir ikona dönüştüğünü gözler önüne seriyor.

Henüz altı yaşındayken geçirdiği çocuk felci nedeniyle sağ bacağı gelişemedi. Çocukluğunda yaşadığı bu travma, uzun yıllar kendini eksik hissetmesine sebep oldu. Frida’nın acıları bununla bitmeyecekti. 1925 yılında, henüz gençliğinin baharındayken bindiği otobüsün bir tramvayla çarpışması sonucu demir bir çubuk kalçasından girip leğen kemiğinden çıktı. Omurgasında ve bacaklarında büyük hasarlar bırakan bu kaza, onu 30’dan fazla ameliyat geçirmeye ve ömrünün kalanını çelik bir korseyle yaşamaya mahkûm etti.

Meksikalı ressam Frida Kahlo’nun hayatı; fiziksel acılar, sarsılmaz bir direnç, tutkulu bir aşk ve politik başkaldırıyla şekillenmiş, 20. yüzyılın en ikonik yaşam hikâyelerinden biridir.

Tate Modern’deki Frida Kahlo sergisi, işte bu bedensel acının ve kırılganlığın nasıl ölümsüz eserlere dönüştüğünün altını çiziyor.

Serginin kurulumunda, içeriye adım attığınız an sadece tablolarla değil, varoluşsal bir direnişle karşılaşmanız planlanmış.

Ancak bu sergi, alışılageldik bir retrospektif olarak kurgulanmamış. İzleyicisini sadece Frida Kahlo’nun eserleriyle değil; Chicano hareketinden feminist sanatçılara, fotoğrafçılardan çağdaş sanatın farklı disiplinlerine kadar birçok sanatçının Frida’yı yeniden yorumladığı çalışmalarla buluşturuyor ve Frida ikonunun nasıl inşa edildiğini ortaya koyuyor.

Sergide, farklı disiplinlerden sanatçıların gözünden Frida’yı yeniden tanımlamak, onun kişisel direnişinin kolektif bir ilham kaynağına dönüşümüne de tanıklık etmenizi sağlıyor.

Sergiyi gezerken kadrajıma takılan kareleri ve eserlerin bende bıraktığı izlenimleri sizlerle de paylaşacağım.

Serginin hemen girişinde bizi Frida ve Diego Rivera’nın arşiv görüntülerinden oluşan bir video karşılıyor. Frida’nın hayatındaki en önemli figür, büyük aşkı ve aynı zamanda büyük acılarının kahramanı olan kocası, ünlü ressam Diego Rivera ile çekilmiş görüntüleri oldukça sıcak ve etkileyici. Videoda dikkat çeken en önemli ayrıntı, Frida’nın taşıdığı o duru ışıltıyla Diego’nun devasa gölgesinden sıyrılıp onu da aşan küresel bir ikona dönüştüğünü adeta kanıtlaması... Bu durum oldukça çarpıcı bir etki bırakıyor.

Frida Kahlo & Diego Riviera

 

 

Frida’nın annesinin “Güvercin ile Fil'in evliliği” diye tanımladığı bu birliktelik, sergideki video ve fotoğraflarda hem fiziksel hem de ruhsal tezatın en belirgin dışavurumu olarak karşımıza çıkıyor.

Bedenin Hapishanesi, Sanatın Zırhı

 

 

Frida, geçirdiği onlarca ameliyatın ve fiziksel travmanın ardından bedenini dik tutabilmek için alçı, çelik ve deriden yapılmış korselerle yaşamak zorunda kaldı. O, bunları birer mağduriyet gerekçesi olarak kabul etmedi. Korselerinin üzerine yaptığı komünist figürler ve doğmamış bebeğinin tasvirleriyle onları varoluşsal bir zırha ve birer sanat eserine dönüştürdü.

Tehuana elbiseleri

 

Tehuana elbiseleri de bu dönüşümün en güçlü parçaları olarak sergide yerini almıştı. Frida, kat kat uzun etekleri ve fırfırlı bluzlarıyla sağ bacağını ve korselerini gizlerken aynı zamanda Batı tarzı modaya meydan okuyarak Meksika’nın yerli kültürünü gururla taşıyordu. Bu kıyafetler, acının nasıl bir kimliğe, zarafete ve politik duruşa dönüştüğünü doğrudan hissettiriyordu.

Girl with Death Mask, 1938

Girl with Death Mask (1938)

Girl with Death Mask, Frida’nın çocukluk travmaları ile ölüm olgusu arasındaki bağı en çarpıcı hâliyle hissettiren işlerinden biri. Pembe elbisesiyle tek başına duran küçük bir kız çocuğu, yüzünü Meksika’nın geleneksel Ölüler Günü’ne ait kuru kafa maskesiyle kapatmış. Ayaklarının dibinde ise kötü ruhları uzak tuttuğuna inanılan ahşap bir kaplan maskesi duruyor.

 

Frida, bu eserinde geçirdiği çocuk felci ve ardından gelen büyük kazayla birlikte ölüm duygusuyla henüz çocukken nasıl tanıştığını anlatıyor. Sanatın gerçekliği bu denli çarpıcı biçimde anlattığı işler, bir kez daha kalbime ok gibi saplandı.

Direnişin sembolü olarak da bilinen en etkileyici otoportrelerinden biri olan bu eser, doğrudan onun iç dünyasındaki fırtınalara işaret eden bir başyapıt. Boynuna sarılı dikenli bir dal, boynunu kanatırken Frida’nın çektiği acıya gönderme yapıyor. Meksika geleneğinde şans ve aşk sembolü olan ölü sinek kuşu, yitirilen aşkı simgelerken omuzlarındaki siyah kedi ve maymun, yalnızlığının eşlikçileri gibi.

Flower of Life, 1943

Flower of Life (1943)

 

Flower of Life, Frida’nın insan bedeni ile doğanın organik formları arasında kurduğu cüretkâr bağı gözler önüne seren çok önemli bir eseri. Yaşamı, doğurganlığı ve doğum sürecini biyolojik ve mitolojik sembollerle ele aldığı bu eserinde, çiçeğin biçimsel özellikleriyle kadın bedeninin anatomik yapısı arasında güçlü bir ilişki kuruyor. Kırmızının hâkim olduğu kompozisyonda, çiçeğin açılan yaprakları ve organik formlar, yaşamın oluşumuna ve cinselliğe ilişkin çağrışımları bir araya getiriyor. Frida, anne olamayışından doğan o derin boşluğu, doğanın yaratıcı gücüyle ilişkilendirerek evrensel bir doğurganlık anlatısına dönüştürüyor. Kişisel bir yoksunluğun yaşamın sürekliliğine dair güçlü bir anlatımla buluştuğu bu eseri görmeye değerdi.

Bu fotoğraflardaki eserler ise Frida Kahlo’nun sanatsal mirasının yeni kuşak sanatçılar, modacılar ve tasarımcılar tarafından nasıl yorumlandığını gösteren bölümlerin güzel örnekleridir.

Sergiyi kendi gördüğüm yerden değerlendirdiğimde, bu sergiyi büyüleyici kılan ayrıntı belirginleşiyor. Burası, sadece Frida Kahlo’nun kendi tuvalleriyle sınırlandırılmış tek kişilik bir sergi değil; onun yarattığı devasa bir halkanın diğer sanatçılarda bıraktığı yankıların toplamı.

Ortak bir hafıza ve kolektif ilhamla Chicano hareketinin politik temsilcilerinden feminist sanatçılara, çağdaş illüstratörlerden fotoğrafçılara kadar farklı disiplinlerden çok sayıda sanatçı, Frida’yı sadece resmetmemiş; onu varoluşsal, politik ve kimliksel mücadelelerinin ortak sembolü olarak yeniden tanımlamış. Farklı zihinlerin ve fırçaların aynı figür etrafında buluşması, ortak bir bilincin varlığını hissettiriyor.

Ben bu sergide, çok sayıda sanatçının gözünden Frida’nın acıyı zarafete, kırılganlığı ise sarsılmaz bir direnişe dönüştürdüğüne tanıklık ettim.

Tate Modern’deki bu çarpıcı serginin ardından Frida Kahlo’nun acıdan doğan, ilham verici ve sarsılmaz direnişini sizlerle de paylaşmak istedim.

Sanatla kalın.

 

 



En Çok Okunanlar

Bizi Whatsapp'ta takip edin